WEP ARISI SİTEMİZE HOŞGELDİNİZ

WEP ARISI SİTEMİZE HOŞGELDİNİZ

***Wep Arısı Arı Bir Sitedir. Wep Arısı Gerçek Düşünçeyi Yansıtan Sitedir***


II.Selim

Paylaş
avatar
ZonGiSi

Mesaj Sayısı : 173
Points : 31020
Reputation : 3
Kayıt tarihi : 11/12/12
Yaş : 39

II.Selim

Mesaj tarafından ZonGiSi Bir C.tesi 01 Haz. 2013, 15:29

II.Selim

Osmanlı pâdişâhlarının on birincisi ve İslâm
halîfelerinin yetmiş altıncısı. Kânûnî Sultan Süleyman Hanın oğlu olup,
28 Mayıs 1524 senesinde Hürrem Haseki Sultandan doğdu. Şehzâdeliğinde
mükemmel bir tahsil ve terbiye gördü. Devlet idâresi ve teşkilâtını
iyice öğrenmesi için Anadolu’nun çeşitli vilâyetlerinde sancak beyliği
yaptı. Vâlilik yıllarında tahsile devâm edip, bilgi ve kültürünü
arttırdı. Çok kuvvetli bir kültür seviyesine sâhip oldu. İlim ve sohbet
meclislerinde çok bulunurdu.
Sultan Süleyman Han (1520-1566), Macaristan seferine çıkıp, Zigetvar
Kalesinin fethi öncesinde vefât edince, Pâdişâhın ölümünü gizli tutan
Vezîriâzam Sokullu Mehmed Paşa, veliaht Selim’e haber göndererek
saltanata dâvet etti. Bu sırada Kütahya Sancakbeyliğinde bulunan Selim
Han, sür’atle İstanbul’a gelerek 30 Eylül 1566 târihinde tahta çıktı.
Sultan Selim Han, Osmanlı pâdişâhı olmasıyla devlet idâresine ve orduya
ehil devlet adamları ve kumandanlar tâyin edip, eskilerden bir kısmını
da yerinde bıraktı. Vezîriâzam Sokullu Mehmed Paşayı vazîfesinde
bırakması devlet idâresi ve îmâr faâliyetlerinin devâmında isâbetli
oldu.22 Haziran 1567’de Edirne’ye geçen Selim Han, burada çeşitli
devletlerin elçilerini kabul etti. Bu elçilerden özellikle zamânın
kudretli devletleri sayılan ve çok değerli hediyelerle gelen Avusturya
ve Almanya elçileri dikkat çekiyordu. Çünkü Osmanlı Devleti, Kânûnî
Sultan Süleyman Han devrinde, devamlı bu iki devletle mücâdele hâlinde
bulunmuş ve her iki devlet de Osmanlı Devletinin askerî kuvvet ve
kudreti karşısında kaybolup ezilmişti. Şimdiyse yeni bir hükümdar tahta
geçiyordu. İki devletin en büyük endişesi ve merâkı, yeni hükümdârın
güdeceği siyâsetti. Dedesi Yavuz Selim Han gibi bir doğu siyâseti tâkip
ederek İran üzerine mi, yoksa babası gibi Avrupa yakasına mı
yüklenecekti? Her iki devlet de, en azından yeni Sultanın siyâseti belli
oluncaya kadar Türk ordularını kendi ülkelerinden uzaklaştırmak için,
Osmanlı Devletiyle derhâl bir sulh akdine büyük ehemmiyet vermekteydi.
Selim Han, uzun görüşmelerden sonra, Avusturya ile sekiz yıllığına
antlaşma imzâladı (17 Şubat 1567). Buna göre, Kânûnî’nin Zigetvar
Seferinde fethettiği yerler Osmanlı Devletinde kalacak, Avusturya
İmparatoru her seneOsmanlı Devletine 30.000 Macar altını vergi
verecekti. Ayrıca iki devlet de birbirlerinin haklarına riâyet edecekler
ve sınır boylarına saldırılarda bulunmayacaklardı. Bu arada iki devlet
arasında çıkması muhtemel hudut anlaşmazlıkları, Osmanlı Devletinin
Budin, Avusturya’nın da Macaristan vâlisi arasında görüşülüp
hâlledilecekti. Avusturya ile antlaşma imzâlayan Selim Han, birkaç gün
sonra da İran elçisi Şahkulu Hanın, Kânûnî SultanSüleyman Han devrinde
imzâlanan Amasya Sulhünün yenilenmesi ricâlarını kabul etti.
Bu sırada Yemen’de Zeydî İmâmı Topal Mutahhar’ın ayaklanması ortaya
çıktı. Kısa zamanda bu ülkenin hemen tamâmı isyâncıların eline geçti.
Topal Mutahhar sâhile kadar inip Muhâ’yı aldı. Osmanlı kuvvetleri
Zebîd’de zorlukla tutundular. İmâm Mutahhar, Zebîd’i de sıkıştırmaya
başlayınca, Osmanlı birlikleri çok kötü bir vaziyete düştüler. Bu durum
üzerine Yemen’e önce Özdemiroğlu Osman Paşa ve ordudan Koca Sinân Paşayı
serdâr olarak gönderen Selim Han, Yemen’in yeniden devlete bağlılığını
sağladı.
Yemen meselesi çıktığı yıllarda, Büyük Okyanus ile Hind Okyanusu
arasında bulunan Sumatra adası, Malaka Yarımadası ve bir takım küçük
adalara hâkim olan Müslüman Açe Sultanlığından bir elçi gelmişti. Uzun
yıllardan beri Hind Denizinde faaliyette bulunan Portekizliler çok
zengin tabiî kaynaklara sâhip olan bu adalara göz dikmişler ve Açe
Müslüman Sultanlığının istiklâlini tehdit etmeye başlamışlardı. Açe
Sultanı Alâeddîn Şâh, devrin cihân devleti ve bütün Müslümanların hâmisi
durumunda olan Osmanlı Devletinden top, topçu, silâh ve askerî
mütehassıslar ve bilhassa istihkâm mühendisleri istiyordu. Fakat bu
sırada Yemen İsyânı çıktığından yardım geciktirilmişti. Selim Han,
1569’da bu uzak sefer için Kızıldeniz Kaptanı Kurdoğlu Hayreddîn Hızır
Reis’i memur etti. Bu değerli amirâl, Zeydîlerin eline geçenAden’i
kurtardıktan sonra, 22 gemilik bir filoyla hareket etti. Berâberinde
muhtelif usta, birçok top, asker, silâh, mühimmat ve yüzlerce gönüllü
levend ve topçuyu Açe Sultânına teslim etti. Gelen Türkler buraya
yerleştiler. Bunların kurduğu donanma ile Açeliler mühim fütuhatta
bulundular. Açeliler, Türk toplarını ve bayraklarını zamânımıza kadar
kutsal bir hâtıra olarak sakladılar. Bu sûretle Osmanlı Devletinin tesir
alanıUzakdoğu’ya, Güneydoğu Asya ve Endonezya’ya dayandı.
1569’da Rusya’nın Hazar kıyılarındaki ilerlemelerinin önünü almak,
Astırhan’ı kurtarmak ayrıca İran üzerine yapılacak seferlerde Hazar
Denizi vâsıtasıyla askere kısa zamanda zahîre ve harp malzemesi
yetiştirebilmeyi sağlamak gâyesiyle Volga Nehri ile Don Nehirlerinin
birbirlerine çok yaklaştıkları bir noktada kanal açma teşebbüsüne
girişildi. Ancak kış mevsiminin gelmesi üzerine çalışmalar
tamamlanamadı. Ertesi yıl da İran ile Rusya’nın Kırım Hânını
kandırmaları yüzünden, tekrar işbaşı yapılamadığından bu büyük teşebbüs
gerçekleştirilemedi.
1569 Haziran ayında İskenderiye yakınlarında Nil teknelerinin yolunu
kesen Venedik korsanlarının Müslümanları esir alıp Kıbrıs’ta satmaları
olayına çok hiddetlenen Selim Han, derhâl Venedik’e bir elçi göndererek
Kıbrıs’ın Osmanlı Devletine terkini istedi. Bu isteğin Venedik
tarafından reddi üzerine sefer hazırlıklarına başlandı.
Aslında Kıbrıs’ın Osmanlı Devletince fethini mecbûrî kılan birçok sebep
vardı. Osmanlı Devletini, hâkimiyeti altındaki Ortadoğu ve Kuzey Afrika
ülkelerine ulaştıran kara yollarının, uzun, yorucu ve yetersiz olmasına
karşılık, Kıbrıs üzerinden bu ülkelere her türlü lojistik destekler daha
çabuk, rahat ve ekonomik olarak ulaştırılabilirdi. Ancak Kıbrıs’ın,
büyük deniz gücüne sâhip Venedik Cumhûriyetinin elinde bulunması bu
imkânı ortadan kaldırmaktaydı. Ayrıca Kıbrıs veya yakınlarından geçen
Osmanlı ticâret ve hacıları taşıyan yolcu gemileri, Akdeniz’de
Hıristiyan korsanları tarafından vurularak soyuluyor, Venedik de bu
korsanları himâye ediyordu.
İkinci Selim Han, hazırlıkları bitirdikten sonra, Kıbrıs serdârlığına
Lala Mustafa Paşayı tâyin etti ve 15 Mayıs 1570’te donanma İstanbul’dan
ayrıldı. Lala Mustafa Paşa, bütün Avrupa devletlerinin Venedik’e yardım
etmelerine rağmen, şiddetli çarpışmalar sonunda 8 Eylül 1570’te
Lefkoşe’yi 1 Ağustos 1571’de de Magosa’yı alarak Kıbrıs’ın fethini
tamamladı.
Osmanlı askerinin Kıbrıs’a çıkması sırasında Venedik bütün Avrupa
devletlerinden yardım istedi. Bunun üzerine Papa V. Piyer’in yoğun
faaliyetleri netîcesinde İspanya Kralı II. Filip ve Malta Şövalyeleriyle
Venedik arasında bir ittifak kuruldu. Bu ittifaka, Toskana, Ceneviz,
Savoia ve Ferrara gibi küçük Hıristiyan devletçikleri de katıldı.
İspanyol KralıFilip’in kardeşi Don Juan’ın komutasındaki 206 gemiden
meydana gelen Haçlı donanması, 6 Ekim 1571’de İnebahtı önlerinde
görüldü. Osmanlı harp meclisinde Kılıç Ali Paşanın şiddetli muhâlefetine
rağmen, Kapdân-ı deryâ Müezzinzâde Ali Paşa, donanmada cenkçi ve
kürekçi noksanlığını göz önünde bulundurmadan, düşmana saldırılması
yönünde karar aldı. 7 Ekim’de başlayan muhârebe sonunda, Osmanlı
donanması büyük bir yenilgiye uğradı. Sâdece sağ kanadı komuta eden
Kılıç Ali Paşa, Düşmanın sol kanadındaki Malta donanmasını yok edip
kayıp vermeden bölgeden çekildi.
Bu başarı Hıristiyanlara hiçbir kâr getirmedi. Hıristiyanlar
kazandıkları bu zaferin şerefine heykeller dikmekle meşgûlken, bizzat
Selim Hanın emriyle hummalı bir çalışma içine giren Osmanlı tersâneleri,
1571-72 kışı içinde İnebahtı’da kaybettiğinden daha büyük bir donanma
vücûda getirdi. Müezzinzâde’nin eliyle kaptan-ı deryâlığa getirilen
Kılıç Ali Paşa, 13 Haziran 1572’de büyük bir donanmayla İstanbul’dan
ayrıldı. İnebahtı’da gâlip gelmelerine rağmen, donanmaları çok yıpranmış
ve bir hayli de asker kaybetmiş olan müttefikler, kendilerini
toparlayıp galibiyetin meyvelerini toplamak niyetindeyken bu müthiş
Osmanlı donanmasının Akdeniz’de görünmesi, büyük bir şaşkınlıkla
karşılandı. Müttefik donanması, Osmanlı donanmasının karşısına çıkmaya
cesâret edemedi. İttifaktan ayrılan Venedik, Fransa aracılığıyla barış
istedi. 7 Mart 1573’te imzâladığı antlaşma ile Kıbrıs’ın Osmanlı
Devletine âit olduğunu kabul etti. Kânûnî devrinden beri vermekte olduğu
yıllık 500 duka haraç, 1500 dukaya çıkarıldı. Ayrıca Kıbrıs Seferinin
tazminâtı olarak üç senede ödenmek üzere üç yüz bin duka altını vermeyi
taahhüt etti.
Kıbrıs’ın fethinden sonra Kırım Hanına bir miktar asker ve top gönderen
Selim Han, 1569’da Astırahan Seferi başarısızlığını telâfi etmek ve daha
fazla genişlememeleri için gözdağı vermek üzere Rusya içlerine bir
sefer düzenlenmesini emretti. Nitekim 1571 baharında harekete geçen
Devlet Giray Han, 120.000 kişilik süvârîden meydana gelen ordusu
ileRusya üzerine yürüdü. Çok sür’atli hareket eden Devlet Giray, yaptığı
muhârebelerde Rus ordularını on binlerce zâyiât verdirerek dağıttı ve
Moskova’ya girdi. 150.000 esirle Kırım’a dönen Devlet Giray Han, bu
zaferi üzerine Taht-alan lakabıyla anıldı. Ertesi yıl tekrar sefere
çıkan Devlet Giray Han, Oka Nehrine kadar uzandı. Bu başarıları üzerine
İkinci Selim Han, murassâ kılıcı, hil’at ve nâme-i hümâyûn göndererek
Devlet Giray’ı tebrik etti. Çar, Osmanlı Devletine bağlı Kırım
Hanlığıyla, yılda 60.000 altın vergi vermeyi kabûl ederek barış yaptı.
1574 yılında Boğdan Voyvodası Loan celCumplit isyân ederek, Lehistan’ın
da yardımıyla Tuna’nın batı kıyısındaki İbrâil, Dinyester’in güney
kıyısındaki Bender ve Dinyester boyundaki Akkerman gibi mühim kaleleri
ele geçirdi. Üzerine gönderilen ve küçük Türk birlikleriyle desteklenmiş
olan Eflak Voyvodasını yendi. Bunun üzerine Selim Han, Üçüncü Vezir
Ahmed Paşa ve Kırım Hanı Âdil Giray’ı isyânı bastırmakla görevlendirdi.
Kısa zamanda bölgeye giden Ahmed Paşa ve Âdil Giray Han, Tuna’nın
güneyinde üç gün süren kanlı muhârebeler sonunda, âsîleri ve onlara
yardım eden Lehistan kuvvetlerini imhâ ettiler (9 Haziran 1574). Âsi
Voyvoda da yakalanarak cezâlandırıldı ve yerine Petru Şiopul tâyin
edildi.
İkinci Selim Hanın ilgilendiği işlerden biri de Tunus meselesi’ydi.
İspanya’nın Tunus’tan bir türlü elini çekmemesi bu devletle harp hâlinin
devâm etmesine sebep oluyordu. Osmanlı donanması, Kıbrıs Seferine
çıktığı sırada, Cezâyir beylerbeyi olan Uluç (Kılıç) Ali Paşa da Tunus
üzerine yürümüş ve 30.000 kişilik kuvvetle karşısına çıkan Hafsî Sultânı
Mevlây Hamîd’i yenip, ikinci defâ fethetmişti. Fakat kendi yanında
fazla bir kuvvet bulunmadığı gibi, bu arada Kıbrıs Seferine katılma emri
de aldığından, Tunus’a Ramazan Beyi bırakarak donanmasıyla birlikte
Kıbrıs Seferine katılmıştı.
Kaptan-ı deryânın bölgeden uzaklaşmasından sonra, İspanya Kralı Don Juan
büyük bir donanmayla Tunus üzerine yürüdü. Direndiği takdirde
İspanyolların sivil halka karşı katliâma girişeceklerini anlayan Ramazan
Bey, Kayrevân’a çekildi ve bu sûretle Tunus bir kere daha İspanyolların
eline geçmiş oldu (Ekim 1573). Don Juan, Tunus hükümdârlığını kendi
taraftârı Mevlây Muhammed’e verip bir miktar da asker bırakıp İspanya’ya
döndü.
Cezâyir ve Trablusgarb Osmanlı Devletinin elinde olduğu hâlde, ikisinin
ortasında bulunan ve stratejik ehemmiyeti büyük olan Tunus’un, İspanyol
hâkimiyeti altında halka zulüm eden kukla bir hükûmet elinde olması,
Akdeniz’de hâkimiyeti elinde bulunduran Türk donanması için tehlikeydi.
Bu sebeple İkinci SelimHan, Tunus işinin kökünden hâlledilmesi için emir
verdi. Kapdân-ı deryâ Kılıç Ali Paşa, yanında kara ordusu serdârı Koca
Sinan Paşa olduğu hâlde Tunus’a hareket etti (15 Mayıs 1574). Navarin
üzerinden Sicilya sularına geçen donanma, Messina havâlisini de
vurduktan sonra, Tunus üzerine yürüdü. İki yüz ellinin üzerinde harp
gemisi ve kırk-elli bin civârında askerden meydana gelen muhteşem
Osmanlı donanması, Tunus önlerine gelir gelmez derhâl Halk-ul-Vâd Kalesi
yakınına çıkarma yaptı. Koca Sinân Paşa kendisi Halk-ul-Vâd’ı
kuşatırken, Trablusgarb Beylerbeyi Mustafa Paşa ile eski Tunus
Beylerbeyi Haydar Paşayı Tunus Gölü ile şehir arasında bulunan Bastiyon
Kalesini fethe memur etti.
Tunus’un yıllardan beri İspanyollar tarafından tahkim edilerek hiçbir
sûretle zaptedilemez diye öğündükleri Halk-ul-Vad, Osmanlı ordusuna
ancak otuz üç gün mukâvemet etti. 24 Ağustosta kale fethedilip Mevlây
Muhammed’le kale komutanı Don Pietro Cerrera esir edilerek İstanbul’a
gönderildi.
13 Eylülde Bastion Kalesinin de fethiyle Tunus tamâmen ele geçti. Tunus,
aynen Cezâyir ve Trablusgarb gibi bir eyâlet hâline getirildi ve
beylerbeyliğine Ramazan Paşa tâyin edildi. Böylece Tunus’ta üç asırdan
fazla sürecek olan Osmanlı idâresi başladı.
Tunus meselesinin hâlledilmesinden yaklaşık bir ay sonra; Osmanlı
Devletiyle Almanya arasında Zigetvar Seferinden sonra 17 Şubat 1568’de
yapılan antlaşma, 4 Aralık 1574’te yenilenerek, sekiz sene uzatıldı. Bu
antlaşmadan hemen sonra rahatsızlanan İkinci Selim Han, 15 Aralık
1574’te vefât etti. Mîmar Sinân’a Ayasofya Câmii avlusunda yaptırdığı
türbeye defnedildi.
İkinci Selim Han, uzuna yakın orta boylu, açık alınlı, elâ gözlü ve
sarışındı. Avcılık ve yay çekmede fevkalâde mahâretli olup, zamânında
ondan daha kuvvetli yay çeken yoktu. Babası Kânûnî Sultan Süleymân
devrinde birçok savaşa katılmakla berâber, tahta geçtikten sonra sefere
çıkmadı. Çünkü devrindeki seferler umûmiyetle büyük deniz seferleri olup
bu seferlere de pâdişâhın kumanda etmesi âdet değildi. Tecrübeli ve
bilgili bir vezir olan Sokullu Mehmed Paşayı hükûmet işlerinde tamâmen
serbest bırakmakla berâber, lüzumlu gördüğü birkaç meselede duruma
müdâhale etmiştir. Âlimlere büyük hürmet göstermiş, çok sevdiği büyük
âlim Ebüssü’ûd Efendiyi vefâtına kadar meşîhat (şeyhülislâmlık)
makâmında tutmuştur. Cülûs bahşişinin ilmiye sınıfına da verilmesi
âdetini ilk defâ İkinci Selim Han çıkarmıştır.
İkinci Selim, Kânûnî Sultan Süleyman Hanın bütün şehzâdeleri gibi çok
iyi tahsil görmüştü. Dîvân sâhibi değerli bir şâirdi. Selim ve Selîmî
mahlaslarıyla yazdığı şiirler çok beğenilmektedir. Yahyâ Kemâl’in; "Bir
beyti bir de câmi-i mâ’mûru var" diye övdüğü;

Biz bülbül-i muhrık dem-i şekvâ-yı firâkiz

Âteş kesilir geçse sabâ gülşenimizden
beyti, bütün Türk şiirinin en güzel beyitlerinden biri
sayılmaktadır.İkinci Selim aynı zamanda îmârcı bir pâdişâhtır. Kısa
süren saltanat döneminde Türk ve dünyâ sanatının şâheseri sayılan Edirne
Selimiye Câmii’ni inşâ ettirmiştir. Tâmire muhtaç olan Ayasofya Câmiini
yaptırdığı istinâd duvarlarıyla tahkim ettirerek günümüze kadar
gelmesini sağladığı gibi, iki minâre eklemiş, yanına iki de medrese
yaptırarak külliye hâline getirmiştir. Bunlardan başka Mekke-i
mükerremenin su yollarının tâmiri, Mescid-i Harâm’ın mermer kubbelerle
tezyini, Lefkoşe Selimiye Câmii, Azîz Efendi tekkesi, Navarin limanına
hâkim bir mevkiye yaptırdığı kule, hayrâtı arasındadır.

    Forum Saati Salı 17 Tem. 2018, 05:46