WEP ARISI SİTEMİZE HOŞGELDİNİZ

WEP ARISI SİTEMİZE HOŞGELDİNİZ

***Wep Arısı Arı Bir Sitedir. Wep Arısı Gerçek Düşünçeyi Yansıtan Sitedir***


Tebuk Gazvesinden Dersler

Paylaş
avatar
Beautiful

Mesaj Sayısı : 151
Points : 32558
Reputation : 7
Kayıt tarihi : 07/12/12
Yaş : 38

Tebuk Gazvesinden Dersler

Mesaj tarafından Beautiful Bir C.tesi 01 Haz. 2013, 03:41



Tebuk Gazvesinden
Dersler


Tebuk, Vadi'l-Kura ile
Şam arasında bir yerdir. Hicretin dokuzuncu yılının (M. 630) Receb ayında vuku bulan
Tebuk gazvesi, Resulullah (s.a.s.)'in en son gazvesidir. Resulullah (s.a.s.) ashabına,
Rum (Bizans)larla savaşmak için hazırlanmalarını emretmişti. Yol uzun, düşman
kuvvetli, zaman yaz mevsiminin en sıcak günleriydi. Kuraklık ve kıtlık vardı. Buna
mukabil hurmaların olgunlaşıp meyve vereceği, hurma ağaçlarının gölgesinde
yaşandığı günlerdi. Böyle bir hayatı bırakıp aç-susuz, uzun bir sefere çıkmak
zordu. Bundan dolayı Kur'an dilinde, bu seferin tesadüf ettiği zamana "zorluk
zamanı", bu sefere "zorluk gazvesi", bu savaşa katılan orduya da
"zorluk ordusu (ceyşu'l-usre)" denmiştir. Resulullah (s.a.s.) savaşa
hazırlandığı diğer zamanlarda, nereye sefer düzenleneceğini gizli tutmasına
rağmen bu kez alışılanın aksine, böyle bir ihtiyata lüzum görmeyerek Rumlar
üzerine gidileceğini bildirmişti. Bunun amacı, yolun uzun, zamanın zor ve düşmanın
çok olmasından dolayı, hazırlıkların ona göre yapılmasını sağlamaktı.
Resulullah (s. a.s.) sefere çıkmakta kararlıydı. Ashabına yol için
hazırlanmalarını emretti. Zenginleri Allah yolunda infaka teşvik edip binek
hayvanları vermelerini istedi. Zengin sahabiler de bütün imkanlarını Allah yolunda
seferber ettiler.



Ashabın İhlas ve İnfakı
Resulullah (s.a.s.)'in emri üzerine,
sahabiler (r. anhum) orduya sadaka, nafaka ve binek hayvanları getirmeye başladılar.
Hz. Ebu Bekir (r.a.) malının tamamı olan 40 bin dirhem altın getirdi. Resulullah
(s.a.s.) ona: "Kendi ehline herhangi bir şey bıraktın mı?" diye sorunca o:
"Onlara Allah ve Resulünü bıraktım" diye cevap verdi. Hz. Ömer (r.a.)
malının yarısını getirdi. Resulullah (s.a.s.) ona da: "Kendi ehline herhangi bir
şey bıraktın mı?" diye sorunca Ömer (r.a.): "Evet, malımın
yarısını" diye cevap verdi. Abdurrahman ibnu Avf iki yüz evkiye altın, Asım
ibnu Adiy yetmiş deve yükü hurma getirdi. Hz. Osman (r.a.) ise ordunun üçte birini
techiz etti. İbnu Hişam'ın bildirdiğine göre Osman ibnu Affan bu sefer için büyük
bir infakta bulundu; öyle ki, o zamana kadar hiç kimse bu kadar infakta bulunmamıştı.
Osman ibnu Affan, Tebuk gazvesinde dar durumda olan orduya bin dinar infak etti. Bunun
üzerine Resulullah (s.a.s.) mealen şöyle buyurdu: "Allah'ım! Osman'dan razı ol,
çünkü ben ondan razıyım."



Cihada Katılamadıklarından Dolayı
Ağlayanlar

Müslümanlardan yedi (diğer bir
rivayette yediden fazla) kişi Resulullah (s.a.s.)'in yanına geldiler ve Resulullah
(s.a.s.)'den kendilerini bindireceği ve seferde yüklerini yükleyecekleri hayvan
istediler. Çünkü kendileri bu imkana sahip değillerdi. Resulullah (s.a.s.) da onlara:
"Sizi bindireceğim bir binek bulamıyorum" dedi. Bunun üzerine onlar infak
edilecek şey bulamamaktan ötürü üzülerek gözyaşları içinde geri döndüler.



Münafıkların Yeniden Ortaya Çıkışı
ve Yaptıkları Planlar

Hudeybiye anlaşmasından sonra
münafıklar hayli azalmıştı. Hudeybiye anlaşması ve Mekke'nin fethinden sonra İslam
toplumu büyümeye başlamış, İslam ordusu yirmi kat artmıştı. Bu dönemde kendi
istekleriyle İslam'ı seçenler olduğu gibi korkuyla İslam'ı seçenler de vardı.
Münafıkların lideri Abdullah ibnu Ubey henüz hayattaydı ve münafıklar bloğunun
yeniden yapılanmasını başlattı. Tebuk gazvesi sırasında münafıkların hareketi
belirgin bir şekilde ortaya çıktı. Münafıkların seferberlik öncesi faaliyetleri,
Müslümanları Resulullah (s.a.s.)'den uzaklaştırmak ve onları dünyanın aldatıcı
güzelliklerine çekmek doğrultusundaydı. Bazı münafıklar, Müslümanlarla birlikte
sefere çıkmamak için: "Vallahi, kavmim ensar bilir ki, ben kadınlara düşkün
bir adamım. Beni Asfar'ın (Rumların) sarışın kadınlarını görünce sabır
gösteremeyip bir fitneye düşerim" diyerek mazeret ileri sürdüler.



Münafıklardan bir kısmı da izin istemekle
kalmayıp havanın çok sıcak olduğundan bahsederek sefere iştirak eden müminleri de
caydırmaya çalışıyorlardı. Münafıkların diğer bir kısmı da Resulullah
(s.a.s.)'e gelerek: "Gücümüz yetseydi, sizinle beraber çıkardık" diyerek
yalan söylemişlerdi. Münafıkların ordu içindeki durumları da şöyleydi: Devamlı
olarak emirlere muhalefet ediyor, ordu içinde fitne çıkarmaya çalışıyorlardı.
Planlarının içinde en tehlikeli olanı da Resulullah (s.a.s.)'i bir suikastla öldürme
girişiminde bulunmaktı. Medine'deki münafıklara gelince, onlar sığınacakları,
İslam düşmanlarına karargah olacak Dırar mescidini inşa etmişlerdi. Ayrıca
Resulullah (s.a.s.)'e yahudi Süveylim'in evinde bir kısım münafıkların
toplandıkları ve halkı gazadan döndürecek sözler söyledikleri bildirilmişti. Bunun
üzerine Resulullah (s.a.s.) bir grup sahabiyi göndererek o evi ateşe verdi ve orada
toplanan münafıkları dağıttı...



Hz. Ka'b İbnu Malik ve Arkadaşlarının
Durumu

Hz. Ka'b ibnu Malik ile arkadaşları
Hilal ibnu Umeyye ve Murare ibnu'r-Rabi'in durumu meşhurdur ve bütün kaynaklarımızda
uzun uzadıya anlatılmaktadır. Burada olayın detayına girmeyeceğiz. Fakat biz, bu
yazımızdaki "Dersler ve İbretler" bölümünde günümüzün davetçileri
için çok önemli bulduğumuz bazı noktalara temas etmeye çalışacağız.



Dersler ve İbretler
Tebuk gazvesi ders, ibret ve öğütlerle
doludur. Dolayısıyla günümüz davetçilerinin, Tebuk gazvesini tekrar tekrar
okumaları ve ondan çıkarılacak dersler ve öğütler ışığında hizmet ve
çalışmalarını sürdürmeleri gerekmektedir. Tebuk gazvesi; zengin Müslümanların
fedakarlığı, fakirlerin durumu, münafıkların hile, tuzak ve planları, savaşa
gitmemek için uyduruk mazeretler ileri sürerek Resulullah (s.a.s.)'den izin isteyen
insanların hali, hiçbir mazeret ileri sürmeden savaşa gitmeyen ve daha sonra
Resulullah'a yalan mazeretler ileri sürenlerin durumu, bazı dünyevi sebeplerden dolayı
gitmeyen ve daha sonra Resulullah'a doğruyu söyleyerek hiçbir mazeret beyan etmeyen
samimi Müslümanların durumu gibi çeşitli yönleri içermektedir. Tebuk gazvesinden
çıkarılacak ders, ibret ve öğütleri şu şekilde sıralayabiliriz:



1. Bütün İslami çalışmalarda Resulullah
(s.a. s.)'i ve sahabilerini örnek almak



Resulullah (s.a.s.) ve sahabileri savaşta,
barışta, darlıkta, bollukta, kısacası hayatın bütün alanlarında kıyamete kadar
gelecek bütün Müslümanlara örnektirler. Dün seferin uzunluğu, düşmanın kuvvetli
olması, yaz mevsiminin kızgın sıcaklığı, zamanın kuraklık, kıtlık ve meyvelerin
olgunlaşma zamanı olması gibi dünyevi sebepler sahabileri Resulullah (s.a.s.)'in
emrini yerine getirmekten alıkoymadığı gibi bugün de makam, mevki, görev ve iş
yerleri gibi sebepler hiçbir zaman Müslümanları İslami hizmet ve çalışmalardan
alıkoymamalıdır. Dünya, içindeki eşyayla birlikte fanidir. Baki olan Allah'tır.
Dolayısıyla dünyanın geçici ama aynı zamanda çekici güzelliklerine kanıp Allah
yolunda yapılacak hizmetlerden geri kalmamak gerekir.



2. Zor anlarda yardımlaşma ve
dayanışmanın önemi



Resulullah (s.a.s.) Allah yolunda infaka
teşvik ve emir buyurduğu zaman zengin sahabilerin bütün imkanlarını Allah yolunda
seferber ettikleri görülmektedir. Müslümanların bölük pörçük ve dağınık bir
vaziyette oldukları şu asrımızda, dayanışma ve yardımlaşmaya daha fazla ihtiyaç
duyulmaktadır. Maddi imkanları yerinde olan duyarlı Müslümanlar Allah yolunda infaka
davet edildikleri zaman gönül hoşnutluğu içerisinde vermeleri ve kıyamete kadar
gelen bütün Müslümanlara örnek olan sahabilerin Allah yolunda mallarını infak
ettikleri gibi bugünün Müslümanlarının da mallarını tereddütsüz infak etmeleri
gerekmektedir. Şunu unutmamak gerekir ki, malının en azından bir bölümünü Allah
yolunda harcamayan bir Müslümandan hayır gelmez.



3. Sorulan sorularla kişilerin genel
tavırlarının ve özelliklerinin ortaya çıkarılması



Resulullah (s.a.s.) infaka katılan
sahabilerin arasında Ebu Bekir ve Ömer (r.anhum)'a: "Kendi ehline herhangi bir şey
bıraktın mı?" sorusunu ayrı ayrı yöneltmesi büyük önem arz etmektedir. Hz.
Ebu Bekir'in: "Onlara Allah ve Resulü'nü bıraktım", Ömer'in de: "Evet
malımın yarısını bıraktım" diye cevap vermeleri ayrı bir önem
taşımaktadır. Bugünün dava liderleri de, kendi maiyetlerindeki şahısların genel
tavırlarını ve özelliklerini anlayabilmek için onlara çeşitli sorular sorabilir ve
aldıkları cevaplar doğrultusunda teşhislerini koyabilirler.



4. Allah yolunda İslami hizmetlerde
harcanacak malın bulunmamasına üzülmek



Maddi imkanların yerinde olması halinde
infak etmek, olmaması halinde de üzülmek ve ağlamak gerçek ve samimi Müslümanların
şiarıdır. Görülüyor ki, bazı Müslümanlar yoksul oldukları zaman geçimleri
samimi ve fedakar Müslümanlar tarafından karşılanıyor. Ama yoksulluk devri bitip
herhangi bir şekilde durumları iyileştiği zaman mallarının az bir bölümünü bile
Allah yolunda harcamamak için samimi Müslümanları gıybet ve itham ederek
başkalarını suçlayıcı tavırlar içine giriyor ve kendi cimriliklerini haklı
çıkarmak için de uyduruk mazeretler ileri sürmeye başlıyorlar. Biz "ama",
"fakat" ve "lakin"leri bırakalım ve canımızda, malımızda ve
vaktimizde İslami standartlara uygun fedakarlık zırhına bürünelim. Bize yaraşan
budur. Yoksa Sa'lebe'leşmenin hiçbir manası olmadığı gibi hiçbir faydası da
yoktur. Hep birlikte Sa'lebe'nin yolunda değil Ebu Bekir ve Ömer'in yolunda yürüyelim.



5. Uyduruk ve yalan mazeretler ileri
sürmenin münafıkların alametlerinden olması



Münafıklar ve münafık olmayan ama
kalpleri hasta olan bazı Müslümanlar İslami hizmetlere iştirak etmemek için yalan
mazeretler uydurmakta gayet mahirdirler. Şeytanın yardımıyla da hemen mazeret
uydurabilirler. Örneğin, Resulü Ekrem (s.a.s.) münafıkların liderlerinden Cid ibnu
Kays'a (ki Hudeybiye'deki Rıdvan beyatına bu adamın dışında herkes katıldı. Hatta
iki defa beyat edenler oldu. Ancak o beyat etmemek için develerin altında saklandı.):
"Ey Cid! Bizimle birlikte Rumlar üzerine gitmek ister misin?" diye sorduğunda
münafık Cid: "Ya Resulullah! Bu seferde bana izin verseniz de, beni fitneye
düşürmeseniz olmaz mı? Vallahi, kavmim ensar bilirler ki ben kadınlara düşkün bir
adamım. Rumların sarışın kadınlarını görünce sabredemeyip bir fitneye
düşerim" dedi. Resulü Ekrem (s.a.s.) ondan yüzünü çevirerek: "Sana izin
verdim" buyurdu. Bunun üzerine şu mealdeki ayeti kerime nazil oldu: "Onlardan
bir de: "Bana izin ver, beni fitneye düşürme" diyen var. İyi bilin ki, onlar
zaten fitnenin içine düşmüşlerdir. Cehennem de kafirleri kuşatacaktır."
(Tevbe, 9/49)



Yine münafıklardan bir kısmı Resulü
Ekrem'e gelerek: "Gücümüz yetseydi sizinle beraber çıkardık" diyerek yalan
söylemişlerdi. Bunların durumu da Resulü Ekrem'e vahyedilmiş ve onlar hakkında şu
mealdeki ayeti celile inmiştir: "Eğer (savaşa) çıkmak isteselerdi onun için
hazırlık yaparlardı. Ama Allah onların savaşa çıkmalarını hoş görmedi ve
onları durdurdu. Kendilerine: "Oturanlarla birlikte siz de oturun"
denildi." (Tevbe, 9/46) Bu her iki olay da çok anlamlıdır ve çok şeyi ifade
etmektedir. Tabii ki ahiret menfaatini dünyevi menfaatlere üstün tutan aklı selim
sahipleri için.



Bugün İslami davayı omuzlayanların
yukarıda anlatılan her iki olayı daima göz önünde bulundurmaları gerekmektedir.
Belli bir sorumluluk sahibi bir Müslüman kendine verilen vazifelerde asla gevşek
davranmamalı, şer'i mazeret olmadan gerekli etkinliklerden geri kalmamalı ve
programını uygulamalıdır. Vazifelerinde gevşek davrandığı veya programını
uygulamadığı zamanlarda da yalan ve uyduruk mazeretlere tevessül etmemelidir. Ayrıca
sorumluluk sahibi diğer Müslümanları şüpheye düşürecek söz ve davranışlardan
mutlaka kaçınmalıdır. Zira bu tür şeylere bulaşmak nifak kanserine yakalanmanın
alametidir ve bunun kıyamet gününde vebali de büyük olur. Şu halde bu müzmin
hastalığın belirtilerini taşıyan kardeşlerimize, zaman kaybetmeden bir an önce
tedavi olmalarını yani tevbe edip Allah'a sığınmalarını tavsiye etmeliyiz. Şunu da
unutmamalıyız ki bizim için örnek Cid ibnu Kays'lar ve İbnu Selul'ler değil,
Resulullah (s.a.s.) ve sahabileri (r. anhum)dir.



6. Dünyanın çekiciliğine aldanmanın
zararı ve içiyle dışının bir olmasının önemi



Hz. Ka'b ibnu Malik (r.a.) savaşa katılmak
niyetindeydi. Ancak atına güvendiği için "biraz geç de çıksam, arkadan yetişirim"
diye düşündü ve bahçesindeki soğuk suların ve ağaçların serin gölgesinin
oluşturduğu rehavete kapılarak önce orduyla birlikte sefere çıkmayı erteledi. Sonra
da artık gitmesinde fayda olmayacağını düşünerek gitmedi. İslam ordusu dönünce
seferden geri kalanlar Resulullah'a gelerek mazeret beyan ettiler. Ama Ka'b, hiç bir
mazeret ileri sürmedi ve doğru neyse onu söyledi. Ka'b'dan önce de Bedir gazvesine
katılan Hilal ibnu Umeyye ve Mürare ibnu'r-Rebi adındaki sahabiler de hiç bir mazeret
beyan etmemişlerdi. Resulullah (s.a.s.) onları affetmediği gibi onlarla konuşmayı
kesti ve sahabilerin de (r. anhum) onlarla konuşmamalarını emretti. Bütün ashab
verilen emre uyarak onlarla konuşmayı kesti. Ka'b (r.a.) en sevdiği amcasının
oğlunun yanına gidiyor selam veriyor, onunla konuşuyor ama amcasının oğlu selamını
almıyor, cevap vermiyor ve ondan yüz çeviriyordu. Daha sonra Resulullah (s.a.s.) onlara
haber göndererek hanımlarına yaklaşmamalarını emretti. Onlar da bu emre uydular.
Böylece geniş olan dünya Ka'b'ın başına dar gelmeye başladı. Bundan da daha zoru o
sırada Gassan oğulları sultanından ona bir mektup gelmesi oldu. Mektupta,
Resulullah'tan ve sahabilerinden gördüğü -haşa- bunca hakareti haketmediğini,
memleketinin kapısının ona açık olduğunu ve eğer gelirse ona layık olduğu
değerin verileceğini ifade eden sözler yer alıyordu. Ka'b mektubu okuyunca daha bir
sıkıntıya düştü. Ama imanı onun ikinci bir hataya düşmesine engel oldu. Tam elli
gün süren bu zor durumdan sonra Arş-ı A'la'dan onların tevbelerinin kabulüyle ilgili
ayetler indi. Sahabiler bu duruma sevinerek onları tebrik etmeye geldiler.



Ka'b ve arkadaşlarının olayında, mal,
mülk ve makamın zaman zaman rehavete ve hizmetten geri kalmaya sebep olması gibi dikkat
edilmesi gereken bir çok önemli nokta vardır. Bu olayda ibret verici en önemli husus
ise, her ne sebeple olursa olsun Ka'b'ın sefere çıkmadığı için cezai müeyyideye
tabi tutulması ve onun sabretmesidir. Ka'b için en zoru İslami cemaatten ayrı kalması
ve başkaları tarafından kendi saflarına davet edilmesiydi. Günümüzde İslami davaya
gönül verenlerin de böyle durumlarla karşı karşıya kaldıkları zaman Hz. Ka'b'ın
yolunu izlemeleri gerekir. Oysa günümüzde bazen yaptıkları yanlışlardan dolayı bir
azar işitenler bile kendilerini haklı çıkarabilmek için kendilerini azarlayanları,
yanlışlarını düzeltmelerini isteyenleri suçlamakta hatta bazı zayıf kalpliler
iftira atma yoluna bile başvurabilmektedirler. Oysa bu hareketleriyle hem dünyalarını
hem de ahiretlerini yıkıyorlar da farkında olmuyorlar. Allah cümlemizi hakkı görüp
ona uyan, batılı görüp ondan sakınan kullarından eylesin.






Kaynak: Vahdet dergisi

    Forum Saati Salı 23 Ekim 2018, 23:29