WEP ARISI SİTEMİZE HOŞGELDİNİZ

WEP ARISI SİTEMİZE HOŞGELDİNİZ

***Wep Arısı Arı Bir Sitedir. Wep Arısı Gerçek Düşünçeyi Yansıtan Sitedir***


TEBÜK SEFERI

Paylaş
avatar
Beautiful

Mesaj Sayısı : 151
Points : 31538
Reputation : 7
Kayıt tarihi : 07/12/12
Yaş : 38

TEBÜK SEFERI

Mesaj tarafından Beautiful Bir C.tesi 01 Haz. 2013, 03:39


TEBÜK SEFERI




Hz. Peygamber'in Hicretin dokuzuncu yilinda, Sam'da toplanan kirkbin kisilik
Bizans ordusuna karsi çarpismak üzere Medine'den Tebük'e kadar
sevkettigi en son ve en güçlü askerî hareket.

Tebük arap yarimadasinin kuzeyinde Medine ile Sam'in ortasinda bir
yerin adidir. Suyu ve hurmaligi olan bir yerdir. Bu savas yolculugunun son ucu
burasi oldugu için "Tebük Gazasi" adi ile anilmistir. Bu
seferde savas olmamis fakat en güçlü bir Islâm ordusu
techiz edilmis, böylece askerî ve siyasî açidan önemli
bir zafer kazanilmistir.

Seferin nedeni: Bizans Imparatoru Heraklius'a bir mektup yazan Suriye'li
hristiyanlar, Muhammed'in öldügünü, müslümanlarin
da kitlik ve yokluk içinde perisan olduklarini, üzerlerine asker gönderilirse,
onlari kendi dinine katmanin tam zamani bulundugunu bildirdiler (Heysemî,
Mecmau'z-Zevâid, VI, 191). Bunun üzerine Heraklius silahlandirdigi
kirk bin kisilik askeri bir gücü Kubad'in komutasi altinda yola çikardi.
Cüzam, Lahm, Gassân ve Âmile adini tasiyan arap kabilelerinin
de Rumlarla birlikte hareket edecek!eri haberi Medine'ye ulasti. Zaten Allah'in
elçisi kuzey sinirindan güvende degildi. Böyle bir askerî
harekât hazirligini ögrenince genel seferberlik ilân etti.
Allah'in Resulu diger gazvelerde genellikle seferin nereye olacagini gizli
tutarken bu defa Bizans ordusuna karsi bir sefer düzenlenecegini açiklamisti.
Çünkü gidilecek yer uzak, havalar sicak ve kurak, düsman güçlü
idi. Ordunun buna göre hazirlik yapmasi gerekiyordu. Mekke'den ve diger
arap kabilelerinden asker toplamak için de görevliler çikarilmisti.

Sicak, kuraklik, kitlik, uzaklik ve güçlü düsman
unsurlari bu seferi "güç ve zor bir sefer" haline
getirmisti. Bu yüzden seferin rastladigi zamana Kur'an-i Kerim'de "Sâatü'l-usre"
(güçlük zamani) denilmis, bu sefere de Kur'an dilinden alinarak
"Gazvetü'l usre (zorluk gazâsi)" adi verilmistir. Bu sefere
katilan orduya da "Ceysü'l-usre (Güçlük ordusu)"
denilmistir (bk. et-Tevbe, 9/117; ez-Zebîdî, Tecrîd-i Sarih,
Terc ve Serh, Kamil Miras, 6. Baski, Ankara 1983, X, 4I8, 4I9; Ibn Ishak, Ibn
Hisam, es-Sîre, IV, 161; Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 75; Vâkidî,
Megâzî, III, 991).

Hz. Peygamber savas için hazirlik yapilmasini emrettigi zaman
mevsimin olumsuzluklari, ürünün hasat zamani olusu ve insanlarin
yazin sicaginda agaç gölgesinde oturmayi sevmesi yüzünden,
böyle sikintili bir yolculuga isteksizlik vardi. Ashab-i kiramin agir
davranmasi dikkati çekmisti. Bu yüzden Allah'u Teâlâ müminleri
söyle uyardi:

"Ey iman edenler! Size ne oluyor da: Allah yolunda cihata çikin,
denildiginde, bazilariniz agirdan alarak, bulundugunuz yerden kimildamak
istemiyorsunuz? Yoksa siz ahireti birakip, sadeœ dünya hayatina mi
razi oldunuz? Halbuki dünya hayatinin geçici zevki ahiret saadeti
yaninda pek az ve degersizdir" (et-Tevbe, 9/38). Devami ayetlerde, eger bu
cihata çikmazlarsa can yakici bir azapla karsilasacaklari, bunun
zararinin Allah'a degil kendilerine olacagi, Allah'in Resulune yardim etmeseler
bile, Allah'in O'na yardim edecegini, nitekim Mekke'den hicret ederken de
Resulullah'a yardim edildigi, magarada da o, arkadasina; "üzülme,
Allah bizimle beraberdir" diyordu, böylece Allah'in Resulune emniyet
ve güven verdigi, simdi de ayni yardimi yapabilecegini bildirdi (et-Tevbe,
9/39, 4I).

IIslâm toplumu su ayetle topluca cihata çagrildi: "Ey müminler!
Güçlünüz zayifiniz hep birlikte savasa kosun. Allah
yolunda mallarinizla canlarinizla cihat edin. Eger bilirseniz bu sizin için
daha hayirlidir" (et-Tevbe, 9/41).


SAHABENIN ORDUYA YARDIMLARI:

Hz. Peygamber her gün minberine oturur ve "Allahim! Sen su bir avuç
Islâm toplumunun yok olmasina firsat verirsen, artik yeryüzünde
sana ibadet olunmaz" diyerek yalvarir ve müminleri mallariyla ve
canlariyla cihata tesvik ederdi. Bunun üzerine servet sahibi müminler
orduya yardim getirmeye basladilar.

Hz. Ömer bu sefere dörtbin dirhem gümüs para (bes dirhem
yaklasik bir koyun bedeli) getirmis ve Hz. Peygamber'in "Geride ne
biraktin?" sorusuna "malimin yarisini" diye cevap vermistir (Ibn
Esîr, Üsdü'l-Gâbe, III, 326-327; M. Asim Köksal, Islâm
Tarihi, 2. baski, Istanbul, t.y., IX, 156, 157). Hz. Ebû Bekir de dörtbin
dirhem getirince, Allah elçisinin "Aile fertleri için ne
biraktin?" sorusuna; "Onlara Allah ve Resulunü biraktim"
diye cevap verince, bunu isiten Hz. Ömer hayir yarisinda Ebû Bekir'i
geçemeyecegini belirterek aglamistir (Vakidî, Megâzî,
III, 991; Ibnü'l-Esîr a.g.e., III, 327).

Abdurrahman b. Avf da sekizbin dirhem sermayesinin yarisini getirince Allah
elçisi; "Allah senin getirip verdigini de, ev halkin için
ayirdigini da bereketlendirsin" (Vâkîdî, Megâzî,
III, 991; Taberî, Tefsir, X, 197) diye dua etmistir.

Hz. Osman ise ordunun techizinde en büyük yardimi yapmisti. O, üçyüz
deve, yüz at bagislamis, ayrica bin altin lirayi Resulullah'in kucagina dökünce,
Allah elçisi; "Ey Allah'im! Ben Osman'dan râziyim, sen de razi
ol" diye dua etmis ve Osman'in bundan sonra olmus olacak seylerden bir
sorumlulugunun bulunmayacagini bildirmistir (bk. Ahmed b. Hanbel, IV, 75; Vâkidî,
a.g.e., III, 991; Ibn Ishak, Ibn Hisâm, Sîre, IV, 161). Ayrica Hz.
Osman'in birer altin sarfi ile onbin askeri techiz ettigi, su içtikleri
kaplarin agiz baglarina ve aski iplerine kadar saglanmadik ihtiyaçlarinin
birakmadigi nakledilmistir. (Vâkidî, Megâzî, III, 991;
Belâzurî, Ensâbü'l-Esraf, 1, 368).

Malî durumu zayif olanlar da ellerinden gelen yardimi yapiyorlardi.
Hz. Peygamber; "Kim bugün bir sadaka verirse sadakasi kiyamet günü
Allah katinda onun lehine sahitlikte bulunacaktir" buyurunca, bir adam
basina sardigi sarigi vermis, siyah, hor görünüslü bir
yoksul da çok güzel bir deveyi bagislayip gitmisti. Ebû Ukayl
iki ölçek hurma karsiliginda sabaha kadar su çekmis, bir ölçegini
ev ihtiyaci için ayirmis, bir ölçegini de orduya
bagislamisti. Hz. Peygamber onun için de hayir ve bereketle dua etti
(Taberî, Tefsir, X, 194, 195). Baska bir yoksul Ulbe b. Zeyd ise mali, mülkü,
biniti olmadigi için cihata hiçbir katkisi olamayisindan çok
üzgündü. Gece namazindan sonra Allah'a niyazda bulundu, imkânlarinin
olmayisindan yakindi. Ertesi gün sikilarak, alay edilmeyi göze alarak çok
az bir meta'i Hz. Peygamber'e getirdi. Bu da sadakalara karistirildi. Ertesi gün
Hz. Peygamber az bir sadaka veren bu yoksulu davet etti ve söyle buyurdu: "Muhammed'in
varligi, kudreti elinde bulunan Allah 'a yemin ederim ki, sen sadakasi kabul
olunanlarin Divan'ina yazildin" (Ibn Kayyim, Zâdu'l-Meâd, Misir
139I/197I, III, 4; Vâkidî, a.g.e., III, 994; Ibn Hacer, el-Isâbe,
II, 5II).

Kadinlar da ellerinden gelen yardimi yapmaktan geri durmuyorlardi. Ümmü
Sinan el-Eslemiyye söyle anlatir: "Hz. Âîse'nin evinde
Resulullah (s.a.s)'in önüne serilmis bir örtü gördüm
ki üzerinde bilezikler, bazubentler, halhallar, yüzükler, küpeler,
develerin ayaklarini baglayacak bir takim kayislarla, kadinlar tarafindan gönderilen
ve savasta ise yarayabilecek bir takim seyler bulunuyordu" (Vâkidî,
Megâzî, III, 991, 992).

Tebük Seferi ve Münafiklar:

Münafiklar müminleri basariya götürebilecek her önemli
iste oldugu gibi gerek Tebük gazvesi hazirliklari ve gerekse yolculuk
sirasinda bozgunculuk yapmaktan geri durmadilar.

Münafiklarin basi Abdullah b. Ubey b. Selül; "Muhammed Roma
devletini oyuncak mi saniyor? Onun ashabiyla birlikte yakalanip esir
olacaklarini gözümle görmüs gibi biliyorum" diyerek
halka korku ve ümitsizlik vermeye çalisiyordu (Ahmet Cevdet Pasa,
Peygamberlerin Kissalari ve Halifelerin Tarihleri, Istanbul 1977, I, 2I6).

Münafiklardan bir topluluk hiçbir özürleri olmadigi
halde Tebük seferine katilmamak için Hz. Peygamber'den izin
istediler. Allah'in Resulu seksenden fazla münafiga izin verdi. Kimi münafiklar
da ganimet almak için Tebük ordusuna katilmis ve gittikleri yerlerde
bozgunculuk yapmaktan geri durmamislardir (Ibn Ishak, Ibn Hisam, Sîre, 16I
vd.; Taberî, Tarih, III, 142 vd.; Vâkidî, Megâzî,
III, 995; et-Tevbe, 9/66).

Orduya özürsüz katilmayan münafiklarla ilgili çesitli
ayetler indi. Bazilari sunlardir: "Onlardan bazisi peygambere: "Bana
izin ver, beni fitneye düsürme" diyordu. Bilin ki onlar zaten
fitne içine düsmüslerdir. Süphesiz cehennem, kâfirleri
çepeçevre kusaticidir" (et-Tevbe, 9/49). "Cihatdan geri
kalanlar, Allah'in Resulune muhalefet ederek oturup kalmalarina sevindiler.
Allah yolunda mallariyla canlariyla cihat etmeyi hos görmediler. "Bu
sicakta savasa çikmayin " dediler. De ki: "Cehennem atesi daha
sicaktir". Keske bilseydiler. Yaptiklarinin cezasi olarak, artik az gülsünler
çok aglasinlar" (et-Tevbe, 9/81, 82; ayrica bk. 9/42-48, 63-64, 79,
83, 86, 87, 9I, 93-96).

YAHUDI SÜVEYLIM 'IN EVININ YAKILMASI:

Münafiklardan bazi kisilerin Yahudi Süheylim'in Casum mevkiindeki
evinde toplanip, Tebük gazasina çikacak halki Hz. Peygamber'in
etrafindan dagitmak üzere toplandiklari haber alindi.

Bunun üzerine Allah elçisi Talha b. Ubeydullah'i (ö.
36/656) bazi sahabelerle birlikte onlara gönderip Süveylim'in evini
atese vererek üzerlerine yikmasini emretti. Emir yerine getirildi. Dahhâk
b. Halîfe evin damindan atlayinca ayagi kirildi. Ibn Übeyrik ve
arkadaslari ise damdan atlayip kaçtilar (Ibn Ishak, Ibn Hisâm, Sîre,
IV, 16I; Diyarbekri, Hâmis, II, 124).

IHMALCILIK YÜZÜNDEN SEFERE KATILMAYAN MÜSLÜMANLAR:

Mümin olduklari halde ihmalcilik yüzünden sefere
katilamayanlar da olmustu. Bunlar: Kâ'b b. Mâlik, Mirâre b.
Rabî' ve Hilâl b. Ümeyye (r. anhüm) idi.

Kâ'b b. Mâlik; Akabe'de Hz. Peygamber'e bey'at etmis, Bedir
disinda tüm gazalara katilmisti. Tebük seferine katilmak için
her türlü imkâna sahip oldugu halde sirf ihmalciligi nedeniyle
bu gazaya katilamadigini söyle belirtmistir: "Hz. Peygamber bu gaza için
hazirlanmaya basladilar. Ben de onlarla birlikte yol hazirligini görmek üzere
sabahleyin evden çikip dolasir, hiç bir is görmeden aksam üzeri
döner, gelirdim. Kendi kendime; hazirlanmak için çok vaktim
var, derdim. Bu ihmalcilik bende sürdü gitti. Sonunda Resulullah ve
ashabi birden yola çikiverdiler" (Vâkidî, Megazî,
III, 997, 998).

Diger iki sahabe de benzer ihmal içinde olup gecikmisler ve sefere
katilmamislardi. Ancak daha sonra bu üç sahabe ruhen çok
daraldi ve dünya kendilerine dar geldi. Onlarin bu sikintisi Kur'an-i Kerîm'de
söyle açiklanir: "Ve savastan geri kalan o üç
kisinin tövbesini de kabul etti. Bütün genisligine ragmen yeryüzünün
kendilerine dar geldigi, ruhlari son derece sikildigi, Allah'tan baska bir
siginak olmadigini anladiklari zaman tövbe etsinler diye, Allah onlari
bagislamisti. Süphesiz ki, Allah, tövbeleri çok kabul eden ve çok
merhametli olandir" (et-Tevbe, 9/118).

ÖZÜR NEDENIYLE SEFERE KATILAMAYANLARIN ECRE ORTAK OLUSU:

Ashab-i kiramdan mesrû özürleri yüzünden Tebük
gazvesine katilamayanlarin, katilan askerlerin kazandigi tüm ecre ortak
olduklari hadis-i serifle sabittir.

Enes b. Mâlik (r.a)'den rivayete göre Hz. Peygamber Tebük
seferi sirasinda söyle buyurmustur: "Medine'de bir topluluk kalmistir
ki, biz bir dag yolunda, bir vadide her yürüyüsümüzde,
onlar da bizimle birliktedirler. Ashap: Yâ Resulullah, onlar nasil bizimle
birlikte olur?" diye sorunca da; "Onlari burada bulunmaktan (hastalik,
gücü yetmemek gibi) mesrû özürleri menetmistir"
(Buhârî, Cihâd, 14I, Temennî, 9, Menâkibu'l-Ensâr,
1, 3, Megâzî, 56; Müslim, Zekât, 133, 136136; Tirmizî,
Menâkib, 65; Kâmil Miras, Tecrid-i Sarîh, VIII, 299, 3II)

TEBÜK'E BÜYÜK YOLCULUGA IMKÂN BULAMAYANLARIN AGLAYISI:

Varlikli sahabelerin yardimi ile ihtiyaçli gaziler techiz ediliyor,
fakat sayi çok fazla oldugu için bu yardim da yetismiyordu. Islâm
tarihinde "aglayanlar" diye anilan yedi kisi Resulullah (s.a.s)'a
gelerek, bu gazveye katilmak istediklerini, fakat binit ve yiyeceklerinin
bulunmadigini bildirdiler. Hz. Peygamber'in kendilerine binit kalmadigini söylemesi
üzerine bu yedi kahraman aglayarak geri dönmüslerdi. Bunlar Salim
b. Umeyr, Ulbe b. Zeyd, Ebû Leylâ el-Mâzinî, Seleme b.
Sahr, Irbâd b. Sâriye; bir rivâyete Abdullah b. Mugaffel ve
Ma'kil b. Yesâr veya Amr b. Gunme (r. anhüm)'dür. Onlarin bu
hali Kur'an-i Kerim'de söyle haber verilir: "Cihada çikabilmek
için binek vermen için sana geldikleri vakit: "Size verecek
bir binit bulamiyorum" dediginde, savas araç ve gereçleri
bulamadiklarini üzülüp gözleri yasla dolu olarak geri dönenlere
de bir sorumluluk yoktur" (et-Tevbe, 9/92).

Bunun üzerine bu yedi mücahidden ikisine Ibn Yamin, ikisine Hz.
Abbas b. Abdilmuttalib, üçüne de Hz. Osman binit saglamistir
(Ibn Ishak, Ibn Elisâm, Sîre, IV, 161, 162; Vâkidî, Megâzi,
III, 994; Taberî, Tarih, III, 143).

TEBÜK YOLCULUGUNUN BASLAMASI:

Hz. Peygamber (s.a.s) Tebük gazasini Medîne'den Hicretin 9. yili
Recep ayinda persembe günü çikmisti. Çünkü O,
cihada persembe günü çikmayi severdi. Bu, Resulullah (s.a.s)'in
sonuncu gazasi oldu.

Medine'de vekil birakilan Hz. Ali için münafiklarin "Muhammed,
Ali'yi onda görüp hoslanmadigi bir sey için geri birakmistir"
gibi dedikodular yapmasi üzerine, Hz. Ali silahlanip Cürf mevkiinde
Hz. Peygamber'e yetisti. Resulullah'in gelis nedenini sormasi üzerine
hakkindaki dedikodudan söz etti. Hz. Peygamber; "Onlar yalan söylemislerdir.
Ben seni arkamda biraktiklarima vekil tayin ettim. Hemen geri dön, gerek
benim ev halkim ve gerekse senin ev halkin içinde vekilim ol. Sen bana göre,
Musa'ya göre Harun'un durumunda olmak istemez misin? Ancak benden sonra
Peygamber gelmeyecektir" dedi. Hz. Ali; "Ey Allah'in elçisi öyledir"
diye cevap verdi ve Medîne'ye geri döndü" (Ibn Ishak, Ibn
Hisâm, Sîre, IV, 163, Ibn Sa'd, Tabakât, III, 24 25, Taberî,
Tarih, III, 144, Ibnü'lEsîr, el-Kâmil, Beyrut 1385/1965, II,
278).

Hz. Peygamber'in komutasindaki onbin kisilik Islâm ordusu Medine'den
Tebük'e kadar onsekiz yerde konakladi, ondokuzuncu konaklama yeri Tebük
oldu. Bu konaklama yerlerinde namaz kilinan yerler günümüzde de
adlariyla mescit olarak bilinmektedir. Zülhusub, Feyfâ, Zülmerve,
Rak'a ve Vâdilkurâ mescidleri gibi .

Yolculuk sirasinda ve konaklama yerlerinde pek çok ibretli ve
hikmetli olaylar vuku buldu. Allah'in elçisi yol boyunca ögütlerini
sürdürdü. Bunlardan bazilari sunlardir:

1) Sekizinci konaklama yeri olan Hicr'da olanlar:

Hicr, Semûd kavminin yasayip helâk oldugu yerdir. Salih
Peygambere isyan eden bu toplulugu Yüce Allah korkunç bir haykirisla
helâk etmisti (bk. el-A'râf, 7/73-9; el-Hicr, 15/8I-84; es-Suarâ,
26/141-159; Hûd, 11/61-68; en-Neml, 27/45-53). Hz. Peygamber bu kavmin
mucizeleri gördükleri halde peygamberlerine karsi gelmelerini açikladi
ve bu yerden hizli geçilmesini emir buyurdu.

Hicr kuyularindan alinan sulari döktürdü ve bununla
hazirlanan ekmek hamurlarinin develere yedirilmesini emir buyurdu (Vâkidî,
Megâzî, III, 1II8; Ahmed b. Hanbel, II, 9: Asim Köksal, a.g.e.,
IX, 185 vd.). Böyle hüzünlü bir beldeye nes'eyle
girilmesini, Hicr'da oturan halkla temas etmemelerini emir buyurdu (Vâkidî,
Megâzî, III, 1II8; Ahmed b. Hanbel, V, 231).

Allah elçisi, Hicr'da gece siddetli kasirganin kopacagini, bu yüzden
kimsenin yaninda arkadasi olmaksizin disari çikmamasini ve develerin
dizlerinin baglanmasini bildirdi. Kasirga çikti ve uyariya uymayan iki
kisiden birisi nefes darligina ugradi, digerini firtina sürükledi.

Mücahitler Hicr'da sabahlayinca siddetli susuzlukla karsilastilar.
Allah elçisi özellikle Hz. Ebû Bekir'in yagmur duasi yapmasini
istemesi üzerine, ellerini kaldirip yagmur için dua etti. Daha
ellerini indirmeden yagmur yagmaya baslamisti (Ibn Ishak, Ibn Hisâm, Sîre,
IV, 165; Taberî, Tefsîr, XI, 55; Tarih, III, 144). Bunun üzerine
daha önce; "Muhammed hak peygamber olsaydi, Musa peygamber'in
Allah'tan yagmur istedigi ve yagdirdigi gibi, O da yagmur ister ve yagdirirdi"
diyerek dedikodu yapan münâfiklar seslerini kesmislerdi.

>Hz. Peygamber'in devesi "Kasvâ"in kaybolmasi:

Bir konaklama yerinde Resulullah (s.a.s)'in devesi Kasvâ kaybolmus ve
aramalara ragmen bulunamamisti. Benî Kaynuka Yahudilerinden müslüman
olan Zeyd b. Lusayt adli münafik; "Kendisinin peygamber oldugunu söyleyen
ve size göklerden haberler veren Muhammed bugün kaybolan devesinin
yerini bile bilmiyor" diyerek müminlerin kalbine süphe sokmaya çalisiyordu.
Bunu haber alan Resulullah (s.a.s), Cebrail (a.s) haber vermesi üzerine
devenin bulundugu yeri ve ipinin bir dala takili bulundugunu bildirdi ve "Allah'a
yemin olsun ki, gerçekten ben, bir seyi Allah bana bildirmedikçe
bilemem" buyurdu. Gerçekten o yana giden sahabiler deveyi bulup
getirdiler (Ibn Ishak, Ibn Hisâm, Sîre, IV, 166, 167; Vâkidî,
a.g.e., III, 1I1I).

Zeyd b. Lusayt bu olaydan sonra, ertesi sabah kalbindeki Hz. Muhammed'in
peygamberligi konusundaki süphelerinin yok oldugunu söylemistir (Vâkidî,
Megâzî, III, 1I1I). Bazilari onun tövbe ettigini söylerken
Hârice b. Zeyd gibi bazi sahabiler de onun tövbe ettigini kabul
etmemislerdir (Ibn Ishak, Ibn Hisâm, IV, 167;Vâkidî, a.g.e.,
III, 1I1I).

>Abdurrahman b. Avf'in imam olusu:

Hicr'le Tebük arasinda bir konaklama yerinde tan yeri agardiktan sonra
Allah elçisi ihtiyacini gidermek için uzak bir yere gitmisti.
Cemaat günesin dogmasindan korkarak Abdurrahman b. Avf (r.a)'i öne geçirdiler.
Hz. Peygamber abdest alip dönünce Abdurrahman rukû'da idi.
Cemaat Resulullah'in geldigini anlayinca neredeyse namazi bozacaklardi.
Abdurrahman da imamliktan çekilmek istedi. Fakat Resulullah (s.a.s)'in
isareti ile namaza devam etti. Allah elçisi bir rekâti imamla, bir
rekâti da selãmdan sonra ayaga kalkarak tek basina kildi. Namaz
bitince de; "Güzel yaptiniz" buyurdu (Ahmed b. Hanbel, IV, 247; Vâkidî,
Megâzî, III, 1I11).

>Abdestte tek yikama ve mestlere meshetme:

Avf b. Mâlik'ten rivayete göre, Hz. Peygamber Tebük seferi
sirasinda yolcular için mestler üzerine üç gün üç
gece, mukîm olanlar için bir gün bir gece süreyle
meshedilmesini emir buyurmustur (Ahmed b. Hanbel, Müsned, VI, 27). Hz. Ömer'in
bildirdigine göre abdest alinirken abdest azalari birer defa yikanmakla
yetinilmistir (Ahmed b. Hanbel, 1, 23).

>Vaktinde kilinamayip kaza edilen sabah namazi:

Yolculukta Allah elçisi uykuda iken kaldirilmamis ve sabah namazi
vakti çikip günes bir mizrak boyu yükselmisti. Resulullah (a.s)
Bilâl'e: "Ben sana bu gece bizi bekle ve sabah olunca uyandir"
demedim mi?" buyurdu. Bilâl: "Seni uyutan beni de uyuttu"
dedi. Hz. Peygamber o yerden kalkip biraz gittikten sonra, önce sünneti
sonra da farzi kaza etti (Vâkidî, Megâzî, III, 1I15,
1I16).

>Hz. Peygamber'in Tebük'te ashabi ile istisare etmesi:

Tebük'e geldikten sonra Sam üzerine yürünüp yürünmemesi
konusunda Allah elçisi ashabi ile istisare etti. Hz. Ömer: "Eger
gitmekle emrolundun ise git" dedi. Hz. Peygamber: "Eger bu konuda
Allah tarafindan emrolunmus bulunsaydim, size danismazdim" buyurdu. Bunun üzerine
Hz. Ömer: "Ey Allah'in Resulu orada Rumlar çok fazladir, müslümanlardan
tek kisi bile yoktur, senin bu derece yakina gelmen onlari korkutmustur. Uygun
bulursaniz bu yil buradan geri dönülsün veya yüce Allah bu
konudaki buyrugunu bildirir" Bunun üzerine Hz. Peygamber Tebük'ten
ileri geçmedi (Ibn Ishak, Ibn Hisâm, Sîre; IV, 17I; Ibn Sa'd,
Tabakâl, II, 166; Vâkidî, a.g.e., III, 1I19).

>Diger peygamberlere verilmeyip yalniz Hz. Muhammed'e verilen bes haslet:

Hz. Peygamber Tebük'te gece namazini (teheccud) çadirinin önünde
kildigi bir gece, yanina gelen sahabilerle sohbet ederken söyle
buyurmustur: "Benden önceki peygamberlerden hiç birisine
verilmeyen su bes sey bana verilmisti:

a- Önceki peygamberler yalniz bir kavme gönderilmisken, ben bütün
insanlara gönderildim.

b- Yeryüzü bana mescit ve temizlik araci kilindi. Bu yüzden
namaz vakti nerede olursa teyemmüm edip namazimi kilarim. Önceki ümmetler
ise ibadetlerini ancak Kilise ve Havralarda yapabilirdi.

c- Savas ganimetleri bana helal kilindi. Halbuki önceki peygamberlere
helâl kilinmamisti.

d- Bana sefaat makami verildi.

e- Ben bir aylik uzak yerdeki düsmanin kalbine korku salmakla yardim
olundum" (bk. Buhârî, Teyemmüm, 1, Salât, 56; Müslim,
Mesâcid, 3, 4, 5; Ebû Dâvud, Salât, 24; Tirmizî,
Mevâkît, 119, Siyer, 5; Nesâî, Cusl, 26; Ibn Mâce,
Tahâre, 9I; Dârimî, Salât, 111, Siyer, 28; Ahmed b.
Hanbel, I, 25I, 3I1, II, 222, 24I, 25I, 312; Vâkidî, Megâzî,
III, 1I21 vd .).

Hz. Peygambere ve ümmetine ayricalik saglayan bu niteliklerin Bizans'a
karsi yapilan böyle büyük bir harekât sirasinda açiklanmasi
su noktalari akla getirmektedir.

Çevrede en güçlü olarak bilinen Dogu Roma
imparatorluguna karsi durabilecek bir güce sahip olan Islâm
toplulugu, yakinda bu yöreleri ele geçirecek ve rum diyari Islâm'a
girecek, böylece arap toplumlari disina çikan Islâm
evrensellik özelligine kavusacaktir .

Islâm ordusu yolculuk sirasinda günlerce çesitli yer ve
mevkilerde, arz üzerinde farz ve nafile namazlari kilmis ve böylece
ibadetin yalniz mescidlerde yapilabilecegi imaji yerine namaza evrensel bir
mescid anlayisi kazandirilmistir. Abdest ve gusülde de su yerine,
gerektiginde teyemmümle yetinmenin uygulamalari yapilmistir.

Bu gibi askeri hareketlerde zafer sonrasi elde edilecek ganimetlerin beste
biri beytülmalin, beste dördü de gazilerin hakki olmak üzere
mesrû kilinmistir. Bu da savaslarda ayri bir tesvik unsurudur (bk. "Ganimet"
mad .).

Çevrede bir aylik uzak yerde bulunan düsman o gün için
Dogu Roma Imparatorlugu ve bunlarin baskani Heraklius olmalidir. Imparatorun ve
askerlerinin kalbine korku düstügü için Hicaz'a saldirip
yakip yikmak üzere yola çiktiklari halde bu cesareti gösterememislerdir.
Güçlü Islâm ordusunun hazirlikli, düzenli ve her çesit
savas rizikosunu göze alarak Tebük'e kadar gelmesi, güç
dengesini psikolojik bakimdan Müslümanlarin lehine çevirmistir.
Böylece düsman için, savas olmasa bile güç
hazirlamayi emreden ayetin hükmü gerçeklesmistir .

Ayette söyle buyrulur: "Onlara karsi gücünüzün
yettigi kadar kuvvet ve savas atlari hazirlayin ki, bununla Allah'in düsmani
ve sizin düsmaninizi ve daha bundan baska sizin bilmediginiz, fakat
Allah'in bildigi diger düsmanlari korkutasiniz. Allah yolunda ne
harcarsaniz, karsiligi size eksiksiz ödenir, asla haksizliga
ugratilmazsiniz" (el-Enfâl, 8/6I).

Hz. Peygamber Tebük'te bulundugu sirada Halid b. Velid'i dört yüz
atli ile bir hristiyan topluluk olan Dûmetülcendel'in krali Ükeydir
b. Abdilmelik üzerine gönderdi. Dûmetülcendel Sam yolu üzerinde
Tebük'e yakin, sulu, hurma ve ekinleri bol, büyük bir ticaret
merkezi idi. Halid b. Velid az sayida bir askerle bilmedikleri bir yörede
krali nasil bulacaklarini sorunca, Allah elçisi onu "yabanî
sigir avlarken bulup yakalayacagini" haber verdi.

Gerçekten Halid ve arkadaslari kaleye yaklastiklari sirada normal
kirsal kesimde az rastlanan bir yaban sigirinin kale kapisina yaklasmakta
oldugunu gördüler. Yukaridan Ükeydir ve ailesi de bu semiz
hayvani görmüslerdi. Ükeydir silahlanip birkaç adami ile
birlikte sigiri avlamak üzere kaleden disari çikinca da onu
yakaladilar ve elleri bagli olarak kalenin önüne getirdiler .

Orada Halid'le Ükeydir arasinda yapilan anlasmaya göre, Ükeydir
Müslümanlara: Iki bin deve, sekiz yüz at, dört yüz zirh
gömlek, dört yüz mizrak vermek ve Ükeydir ile kardesi Mudad
Hz. Peygamber'e kadar götürülüp haklarinda Allah elçisi
hüküm vermek üzere sulh oldular. Bundan sonra kaleye girilerek
belirlenen ganimet mallari teslim alindi (bk. Vâkidî a.g.e., III,
1I27, 1I34; Ibn Ishak, Ibn Hisam, Sire, IV, 169 vd; Ibn Sa'd, Tabakât, II,
62, 166).

Eyle, Ezruh ve Cerba Melikleri ile Sulh Anlasmasi Yapilmasi:

Hz. Peygamber Tebük'te bulundugu sirada Kizildeniz'in kuzeyinde ve
Akabe körfezinin sonunda deniz sahilindeki Eyle hükümdari Yuhanna
b. Ru'be, gelerek yillik belirli miktarda cizye vermek üzere kendisi ile
sulh anlasmasi yapti. Hz. Peygamber Yuhanna'ya su ahitnameyi yazili olarak
verdi.

"Bismillahirrahmânirrahîm . Bu, Allah ve Peygamberi
Muhammed'den Yuhanna b. Ru'be ile Eyle halkindan denizdeki gemilerde bulunanlari
ve karadaki gezen, dolasanlari için eman yazisidir: Gerek bunlar ve gerek
Sam, Yemen ve deniz sahili halkindan Eylelilerle birlikte bulunanlar, Allah'in
ve Resulunün himayesindedirler. Onlardan bir kötülük
isleyeni yanindaki mali koruyamayacak, bu mal, alana da helâl olacaktir.
Denizde, karada herkes diledigi tarafa yolculuk yapma hakkina sahiptir"
(Ebu Ubeyd, el-Emvâl, Misir 1388/1968, s. 287 vd; Ibn Ishak, Ibn Hisâm,
Sîre, VI, 169).

Eyle krali Yuhanna ile birlikte Ezruh ve Cerba halki temsilcileri de Tebük'e
gelip Hz. Peygamber'le cizye vermek üzere anlasma yaptilar. Bunlar her yil
Recep ayinda saf altindan yüz dinar cizye ödemeyi kabul ettiler ve
buna karsilik onlara birer emannâme (güven mektubu) verildi. Bu iki
topluluk da Eyleliler gibi Yahudi toplumudur (Ibn Sa'd, Tabakât, 1, 289
vd; Ibn Ishak, Ibn Hisâm, Sîre, IV, 169; Vâkidî, Megâzî,
III, 1I31).

MESCID-I DIRÂR OLAYI:

Hz. Peygamber Tebük'te yirmi gün kadar kaldiktan sonra, ashab-i
kiramin ileri gelenleri ile istisare ederek geri dönmeye karar verdi. Çünkü
Bizans ordusu saldirmaya cesaret edememis ve amaca ulasilmisti. O gün için
daha fazla ileri gidip kan dökmeye ihtiyaç yoktu. Çünkü
Sam yöresini fetih gibi bir amaçla yola çikilmamisti. Üstelik
Sam yöresinde bulasici bir hastalik (tâun) oldugu da haber alinmisti.
Geri dönüs için yola çikan ordu Ramazan'in ilk günlerinde
Medîne'ye ulasti. Hz. Peygamber Tebük'e giderken Medine'ye bir saat
uzakliktaki Ziyevan köyüne geliniginde münâfiklardan bir
heyet gelerek: "Ey Allah'in Resulu! Biz hastalar ve Kuba mescidine
gelemeyenler için özellikle yagmurlu gecelerde namaz kilmak üzere
bir mescid bina ettik. Tesrif edip burada namaz kildirsaniz, hayir ve bereketle
dua buyursaniz" dediler. Hz. Peygamber bunun dönüste
olabilecegini söylemislerdi. Bunun üzerine Tebük dönüsü
bu sözü Allah elçisine hatirlatip yeni yapilan mescide
gelmesini rica ettiler.

Bu mescid Ebû Âmir Fâsik adli bozguncu münafik ve
fasigin tesviki ile münafiklarca Kuba Mescidinin cemaatini bölmek
niyetiyle yapilmis ve Hz. Peygamber'e suikast düzenlemek üzere içi
silâhla doldurulmustu. Hz. Peygamber bu mescide gitmeye hazirlanirken
Cebrail (a.s) gelerek durumu haber verdi.

Kur'an-i Kerîm'de bu mescidden söyle söz edilir:

Zarar vermek, inkâr etmek, müminlerin arasini ayirmak ve daha önce
Allah ve Resulune karsi savasanlara gözetleme yeri hazirlamak üzere
bir mescid yapanlar; "Biz sadece iyilik yapmak istiyorduk" diye yemin
ederler. Allah da sahittir ki bunlar yalancidirlar" (et-Tevbe, 9/1I7). "Ey
Muhammed! Bu mescidde asla namaz kilma. Süphesiz ki, baslangicindan
itibaren takva üzere kurulan mescidde (Kuba mescidi) namaz kilman daha
hayirlidir. O mescidde kendilerini maddî ve manevi kirlerden temizlemeyi
seven adamlar vardir. Allah temizlenmek isteyenleri sever" (et-Tevbe,
9/1I8; bk. 1I9, 11I).

Bunun üzerine Hz. Peygamber ashab-i kiramdan Mâlik b. Dehsan ile
Ma'n b. Adiyy (r. anhümâ)'yi Mescid-i Dirar'i yikmak üzere gönderdi.
Bu sahabeler mescidi yakip yiktilar. Böylece kötü amaç için
bina edilen bir mescid ortadan kaldirilmis oldu (bk. Ibn Ishak, Ibn Hisâm,
Sîre, III, 71; Ibn Sa'd, Tabakât, III, 54I vd; Ibn Kesîr,
Muhtasar Tefsîr, II, 169; Kâmil Miras, Tecrîd-i Sarih, X,
422).

>Özürsüz cihada katilmayan üç kisinin çilesi:

Resulullah (s.a.s) Tebük'ten dönüste Medîne'ye giriste
dogrudan Mescidi Nebevî'ye girip iki rekat namaz kildi. Çünkü
seferden dönüste bu, Resulullah (s.a.s)'in âdeti idi. Sonra
mescitte oturdu. Tebük gazvesine katilamayip Medine'de kalanlar tek tek
gelip özürlerini yeminle teyit ettiler. Hz. Peygamber dis görünüslerine
bakarak özürlerini kabul edip, iç yüzlerini Allah'a havale
etti ve haklarinda istigfarda bulundu. Bunlarin sayisi seksen kadar idi.

Ancak Kâ'b b. Mâlik, Mirare b. Rabî ve Hilâl b. Ümeyye
mesrû bir özürleri bulunmadigi halde cihada katilmamislardi. Hz.
Peygamber'in huzuruna girince mazeret uydurma yoluna gitmeden dogruyu söylediler.

Resulullah (s.a.s) halki bu üç sahabe ile görüsüp
konusmaktan menetti. Üçü de bir köseye çekilerek
elli gün süreyle yalnizliga itildiler. Dünya baslarina zindan
oldu. Kirk gün geçince Hz. Peygamber bunlara Hüzeyme b. Sâbit
(r.a)'i göndererek kadinlarindan da ayri durmalarini bildirdi. Böylece
eslerinin cihaddan geri kalan bu sahabelere hizmeti de men edilmis oluyordu.
Yalniz Hilâl b. Ümeyye'nin esi Allah elçisine gelerek; "Hilâl
yaslidir, hizmetçisi de yoktur. Yalniz mutfak islerine yardimci olsam"
diye izin istedi. Kendisine yalniz ev hizmeti için izin verildi.

Elli gün tamamlaninca bu üç sahabenin magfiret edildigini
bildirilen ayet indi. Bunu müjdeleyen sahabeye, Ka'b b. Mâlik
sevincinden bir kat elbise giydirmisti. Mescide geldiklerinde Allah'in Resulu
Ka'b b. Mâlik'e söyle buyurdu: "Annen seni dogurdugu günden
beri yasadigin günlerin en hayirlisini sana müjdeliyorum". Ka'b; "Bu
müjde tarafinizdan mi, yoksa Allah tarafindan mi?" diye sorunca, Hz.
Peygamber; "Dogrudan Yüce Allah tarafindan" buyurdu. Bunun üzerine
Ka'b, bütün servetini Allah yolunda tasadduk etmek istedigini
bildirdi. Hz. Peygamber, bir bölümünü kendisine ayirmasinin
daha hayirli olacagini söyledi (Kâmil Miras, Tecrîd, X, 424 vd,
Hadis No: 1659; Ibn Kesîr, a.g.e., II, 175 vd.).

Allah Teâlâ bu üç sahabenin halini ve
affedilmelerini söyle bildirir: "Ve savastan geri kalan o üç
kisinin tövbesini de kabul etti. Bütün genisligine ragmen yeryüzünün
kendilerine dar geldigi, ruhlari son derece sikildigi, Allah 'tan baska bir
siginak olmadigini anladiklari zaman tövbe etsinler diye, Allah onlari
bagislamisti. Süphesiz ki Allah, tövbeleri çok kabul eden ve çok
merhametli olandir" (et-Tevbe, 9/118).

Ka'b b. Mâlik ve arkadaslari bu ilâhî iltifata, dogru sözlülükleri
ve samimi davranmalari sayesinde kavustular. Ka'b bu olay üzerine, artik ömrü
boyunca dogrudan baska bir söz söylemeyecegine dair Allah elçisine
söz verdi. Diger münâfiklar uydurduklari yalan mazeretler yüzünden
helâk olurken onlar selâmete çiktilar.

Kaynak: Islam tarihi

    Forum Saati Perş. 16 Ağus. 2018, 06:27