WEP ARISI SİTEMİZE HOŞGELDİNİZ

WEP ARISI SİTEMİZE HOŞGELDİNİZ

***Wep Arısı Arı Bir Sitedir. Wep Arısı Gerçek Düşünçeyi Yansıtan Sitedir***


HUDEYBIYE BARISI

Paylaş
avatar
Beautiful

Mesaj Sayısı : 151
Points : 30668
Reputation : 7
Kayıt tarihi : 07/12/12
Yaş : 38

HUDEYBIYE BARISI

Mesaj tarafından Beautiful Bir C.tesi 01 Haz. 2013, 03:22


HUDEYBIYE BARISI



Hz. Peygamber ve ashabinin Kabe'yi ziyaret maksadiyla Mekke'ye gitmek
istemeleri ve bunun müsrikler tarafinda engellenmesi üzerine çikan
olaylardan sonra müslümanlarla müsrikler arasinda yapilan
anlasma. Allah Rasûlü'nün hicretinin üzerinden mücadeleler
ve savaslarla dolu alti yil geçmisti. Hem muhacirler, hem de Ensar, Kâbe'yi
ziyaret özlemiyle yanip tutusuyorlardi.

Allah'in elçisi, bu yilin Zilkade ayinin basinda bütün
ashabin özlemlerine beklentilerine cevap anlami tasiyan bir rüya gördü.
Rüyasinda ashabi ile birlikte güvenlik içinde Kâbe'yi
ziyaret ediyordu. Rasûlullah'in ashaba anlattigi rüya, hizla bir
mustu gibi yayildi Medine'ye.

Hz. Peygamber bu genel cosku üzerine, Kâbe'yi ziyaret etmek
isteyenlerin hazirlanmasini emretti. Hattâ Islam'i kabul etmeyen
kabileleri bile kendileriyle birlikte hac yapmaya çagirdi.

Hazirliklarin tamamlanmasindan sonra, Zilkade'nin ilk Pazartesi günü
(13 Mart 628) bin dörtyüz kisi ile birlikte Mekke'ye dogru hareket
etti. Niyetinin baris oldugunu göstermek için yanlarina yolcu kilici
denilen kiliçtan baska savas silahi almamislardi. Zül-Huleyfe
mevkiine geldiklerinde ihrama girdiler ve Umre için niyet ettiler.
Yanlarinda Mekke'de kurban edilmek üzere sabin alman yetmis deve
bulunuyordu ve bunlar kurbanlik oldugu belli olacak biçimde
nisanlanmisti.

Mekkeli müsrikler Hz. Muhammed'in hareketini ögrenince toplanarak
ne pahasina olursa olsun, Rasûlullah'in Mekke'ye girmesine izin vermemeyi
kararlastirdilar. Rasûlullah'in Mekke'ye daha fazla yaklasmasina engel
olmak üzere de Halid bin Velid komutasinda ikiyüz atlidan olusan bir
birlik gönderdiler.

Bu arada Hz. Peygamber Hudeybiye mevkiine gelmisti. Devesi burada
kendiliginden çöktü ve bütün çabalara ragmen
kaldirilamadi. Bunun üzerine çesitli fikirler ileri sürenlere
karsilik Allah Rasûlü,"Filin Mekke'ye girmesine engel olan
kuvvet bu deveyi de çökertti" diyerek herkesin inmesini
emretti.

Peygamber Efendimiz, Mekke müsriklerinin durumu anlama ve umreyi gerçeklestirebilme
konusunu görüsmek için Hz. Osman (r.a)'i Mekke'ye gönderdi.
Hz. Osman (r.a) kiminle görüstü ise, umre yapmanin mümkün
olmadigini anladi. Zira müsrikler, müslümanlarin Mekke'ye
girisini kendileri için büyük bir zillet sayiyorlar ve bütün
Arap dünyasinin gözünden düsecekleri seklinde
yorumluyorlardi. Bundan dolayi umre hiç mümkün gözükmüyordu.

Bu arada Hz. Osman (r.a)'nin tutuklandigi ve öldürüldügü
haberi yayildi. Bu haber üzerine peygamber Efendimiz, bütün mü'minlerden
"ölüm" üzere bey'at aldi. Ashab-i Kirâm'in ölüm
için yarisircasina bey'at etmelerini müsriklerin casuslari da görüyorlardi.
Bu durumu süratli bir sekilde Mekke'ye bildirdiler.

Sahabenin bey'atini bildiren âyet-i kerime'de söyle buyurulur: "Sana
bey'at edenler gerçekte Allah'a bey'at etmektedirler. Allah'in eli
onlarin ellerin üzerindedir. Kim ahdini bozarsa, kendi aleyhine bozmus olur
ve kim Allah'a verdigi sözü tutarsa Allah ona büyük bir mükafat
verecektir" (el-Feth, 48/1I) ve "Allah su mü'minlerden razi
olmustur ki, onlar agacin altinda sana bey'at ediyorlardi. Allah onlarin gönüllerindekini
bildigi için onlarin üzerine huzur ve güven indirdi ve onlara
yakin bir fetih verdi. Yine onlara alacaklari birçok ganimetler
bahseyledi. Allah üstündür, hikmet sahibidir" (el-Fetih,
48/18-19) âyetleri bu olayi anlatmakta ve Cenab-i Hakk'in biat edenlerden
razi oldugunu bildirmektedir. Bu âyetlerden dolayi, bu beyata, razilik
biati anlaminda "Biatü'r-Ridvân" ve Hz. Peygamberin altinda
oturdugu agaca da razilik agaci anlaminda "Seceretü'r-Ridvân"
adi verilmistir. Kisa bir aradan sonra Hz. Osman (r.a)'la ilgili ölüm
haberinin asilsiz oldugu anlasilmistir.

Bu arada karsilikli elçiler gidip geliyor, bir uzlasma yolu
araniyordu. Müsrikler müslümanlarin Mekke'ye girmelerine izin
vermeyeceklerini açikça söylüyorlardi. Hz. Peygamber ise
"Biz buraya kesinlikle savasmak için gelmedik. Amacimiz Kâbe'yi
ziyarettir, Umre yapmaktir. Kureysliler eski savaslarda zayif düsmüslerdir.
Dilerlerse onlarla bir anlasma, bir sure için baris anlasmasi yapmak
isterim. Kabul ederlerse ne âlâ, aksi takdirde Allah'a yemin ederim
ki, ölünceye kadar onlarla savasirim" diyerek baris öneriyordu.

Allah Rasûlü'nün kararliligi yüzünden müsrikler
savasi göze alamadilar. Amr oglu Süheyl'i kendileri adina bir anlasma
yapmak üzere gönderdiler.

Rasûlullah ile Süheyl uzun görüsmelerden sonra anlasma
sartlarini tesbit ettiler. Buna göre;

1-Müslümanlarla müsrikler on yil süreyle
savasmayacaklar, birbirlerine saldirmayacaklardi .

2- Müslümanlar bu yil Kabe'yi ziyaretten vazgeçerek geri dönecekler,
ancak gelecek yil umre yapacaklar, müsriklerin bosaltacagi Mekke'de üç
gün kalacaklar ve yanlarinda yolcu kiliçlarindan baska silah
tasimayacaklardi.

3- Mekke'den birisi müslüman olarak Medine'ye sigindigi zaman iade
edilecek; fakat Medine'den Mekke'ye siginanlar iade edilmeyecekti.

4- Arap kabileleri istedikleri tarafla anlasma yapmakta serbest olacaklardi.

Hudeybiye andlasmasinin bütün sartlari görünüste müslümanlarin
aleyhine idi. Bu nedenle müslümanlar büyük bir hayal
kirikligina ugradilar. Bu andlasmayi bir asagilanma, bir küçük
düsürülme olarak kabul ettiler. "Sen Allah'in Rasûlü
degil misin? Davamiz hak dava degil mi? Bu zilleti neden kabul ediyoruz?"
diyen Hz. Ömer'in sözleri, müslümanlarin genel üzüntülerinden
dogan tepkinin dile getirilisinden baska bir sey degildi. Fakat süphesiz
Allah ve Rasulü neyin hayirli, neyin ser, neyin izzet, neyin zillet
oldugunu daha iyi bilirdi.

Allah Rasûlünün kurbanlarini kesip baslarini tiras etmeleri
istegi yankisiz kaldi. Büyük bir üzüntü ile çadirina
girdi. Sonra mü'minlerin annesi Ümmü Seleme hazretlerinin
tavsiyesi üzerine kendi kurbanini kesti ve tiras oldu. Bunun üzerine bütün
müslümanlar yarisircasina kurbanlarini kesip tiras oldular.

Hudeybiye'de ondokuz gün kalindiktan sonra Medine'ye dogru yola çikildi.
Yolda, "Biz sana apaçik bir fetih verdik. Bununla Allah senin geçmis
ve gelecek günahlarini bagislayacak ve sana olan nimetini tamamlayacak ve
seni dogru bir yola iletecek. Allah sana sanli bir zafer verecek"
(el-Fetih, 48/1,2) âyetleriyle baslayan Fetih Sûresi nazil oldu.

Sani yüce Allah, Hudeybiye barisini bir "Feth-i Mübin"
(apaçik bir fetih) olarak niteliyordu. Gerçekten de bunun böyle
oldugu çok geçmeden herkes tarafindan anlasildi. Hudeybiye'yi
Hayber gibi, Mekke'nin fethi gibi zaferler izledi.

Hudeybiye andlasmasinin en önemli yanlarindan veya sonuçlarindan
birisi hiç kuskusuz siyasî yönüdür. Daha önce
Mekkeli müsrikler, Medine Islam toplumunun varligina bile tahammül
edemezlerdi. Hatta müslümanlari kökten yok etmek amaciyla Bedir,
Uhud ve Hendek savaslarinda oldugu gibi birçok girisimde bulunmuslardi.
Iste bu andlasma ile ilk kez müsrikler Medine Islam toplumunu resmen
taninmis oluyorlardi. Bu durum Islam'in kabileler arasindan büyük bir önem
kazanmasina neden oldu.

Andlasmadan önce müslümanlarla müsrikler arasinda hemen
hiç bir iliski yoktu. Hudeybiye'den sonra ise iki taraf arasindaki ticari
ve ailevi iliskiler canlandi. Hz. Peygamber istedigi yerde Islam'i rahatça
teblig etme imkanina kavustu. Bu nedenle hem Mekke'de, hem de çevre
kabileler arasinda Islam'i kabul edenler hizla artti. Öyle ki, Hudeybiye
ile Mekke'nin fethi arasinda geçen iki yil içinde müslüman
olanlarin sayisi, Hudeybiye'den önceki ondokuz yil boyunca müslüman
olanlarin iki katina ulasmisti.

Andlasma maddelerinden müslümanlari en çok üzenlerden
birisi, Mekke'den kaçan müslümanlarin iade edilmesi hakkindaki
madde idi. Daha andlasma imzalanir imzalanmaz zincirlerini sürükleyerek
gelen Ebu Cendel'in, "Müslüman oldugum için bu kadar zulümlere
iskencelere ugramistim. Beni tekrar ayni iskencelere atmak mi istiyorsunuz? Beni
yine müsriklere mi teslim edeceksiniz?" çigliklarina ragmen
antlasma geregince Kureys adina andlasmayi yapan müsrik Amr oglu Süheyl'e
teslim edilmesi, müslümanlari gözyaslari içinde birakmisti
.

Süheyl b. Amr, oglu Ebû Cendel'i çeke çeke
Kureyslilerin yanina götürdü. Müslümanlar, onun
feryadina dayanamayarak aglamaya basladilar (Vâkidî, Megâzi,
ll, 6I8'den naklen Asim Köksal, Islâm Tarihi, Vl, 2I4). Hz. Muhammed
(s.a.s), Ebû Cendel'i su sözleriyle teselli ediyordu: "Ey Ebû
Cendel, su toplulukla aramizda yazilan baris yazisi tamamlandi. Sen biraz
sabret, katlan, yüce Allah'tan da bunun ecrini dile. süphesiz Allah,
senin ve senin yaninda bulunan zayif mü'minler için bir genislik ve çikar
yol ihsan edecektir. Biz onlara Allah'in ahdiyle söz verdik, onlar da bize
söz verdiler. Onlara verdigimiz sözü çigneyemeyiz.
Verdigimiz sözde durmamak bize yarasmaz" (Asim Köksal, a.g.e, Vl,
2I4). Hz. Ömer, bu geri çevirmenin dis görünüsüne
bakarak çok üzülmüs, din için bu kadar hakarete
katlanmanin sebebini anlayamadigini söylemisti. Mekke'ye girip, Beytullah'i
ziyaret etmeyi uman sahabe bu gerçeklesmedigi gibi Hudeybiye Andlasmasi
gibi aleyhlerine olan bir sözlesmeyi kabul etmek zorunda kalmislardi .

Mekke'den kaçan fakat Medine'ye kabul edilmeyen müslümanlar
Mekke Sam kervan yolu üzerindeki Is mevkiinde üslendiler. Kisa zamanda
sayilari üçyüze ulasan müslümanlar müsriklere
karsi gerilla savasi yürütmeye basladilar. Kureys'in kervanlarina
saldiriyor, ellerine düsen Mekkeli müsrikleri öldürüyorlardi.
Kureys müsrikleri bu durum karsisinda müslümanlari Mekke'de
tutmanin zarardan baska bir sey getirmeyecegini, gerçekten iman etmis bir
mü'mini hapsetmenin serbest birakmaktan daha zararli oldugunu anladilar ve
ilgili maddenin andlasmadan çikarilmasi için basvurdular. Bunun üzerine
Rasûl aleyhisselam isteklerini kabul ederek Is'teki müslümanlari
Medine'ye çagirdi.

Bütün bu sonuçlar Hudeybiye barisinin göründügü
gibi kötü bir anlasma olmadigini, tersine müslümanlara zafer
kapilarini açan bir "feth-i mübin" oldugunu açik
bir biçimde ortaya koymaktadir.

Kaynak: Islam tarihi

    Forum Saati Salı 19 Haz. 2018, 02:40