WEP ARISI SİTEMİZE HOŞGELDİNİZ

WEP ARISI SİTEMİZE HOŞGELDİNİZ

***Wep Arısı Arı Bir Sitedir. Wep Arısı Gerçek Düşünçeyi Yansıtan Sitedir***


BEDIR GAZVESI

Paylaş
avatar
Beautiful

Mesaj Sayısı : 151
Points : 32558
Reputation : 7
Kayıt tarihi : 07/12/12
Yaş : 38

BEDIR GAZVESI

Mesaj tarafından Beautiful Bir C.tesi 01 Haz. 2013, 02:56


BEDIR GAZVESI



Islâm devletinin Medine'de kurulmasindan sonra müslümanlarla
müsrikler arasinda meydana gelen ilk savas. Bu savasa, yapildigi kasabanin
adiyla anilarak, Bedir Gazvesi denilmistir.

Bedir kasabasi Medine'nin 120 km. kadar güneybatisinda ve Kizil Deniz
sahiline 20 km. uzakliktadir. Bedir, Mekke'den gelip Medine'den geçerek
Suriye'ye kadar uzanan yol üzerinde olup, Mekke-Medine arasindaki konak
yerlerinden biri idi. Bedir halki kasabalarina ugrayan ticaret kervanlarina
verdikleri hizmetler karsiliginda elde ettikleri kazançlarla geçinirlerdi.
Ayrica her yil Zilkade ayinda burada kurulan bir panayir kasaba halkina önemli
gelir saglardi. Bedir kasabasinin Islâm savas tarihinde önemli bir
mevkii vardir. Hz. Peygamber (s.a.s.) müsriklerle çarpismak üzere
buraya üç defa gelmisti. Birincisine ilk Bedir Gazvesi adi verilir.
Savasa henüz izin verilmedigi dönemlerde Mekkeli müsrikler müslümanlara
saldirilarina devam ediyorlardi. Fakat hicretin altinci ayindan sonra cihat izni
verilince artik müslümanlar kendilerini ve Islâm devletini
koruma imkâni bulmuslardi. Bir ara müsrikler o sirada henüz müslüman
olmamis olan Kürz b. Câbir'in kumandasi altinda bir askerî
birlik gönderip Medine'nin çevresine saldirtmislardi. Kürz ve
yanindaki müsrikler Medine'nin güneyinde Cemmâ denilen yere
gelip müslümanlarin sürülerine saldirmis ve yagmalamislardi.
Bunun üzerine Resulullah (s.a.s.) Medine'de Zeyd b. Hârise'yi devlet
baskanligina vekil tayin edip bir grup müslümanla Sefevan vadisine
kadar ilerledi. Kürz ve adamlarini takip eden Hz. Peygamber, müsriklerin
izlerine rastlamayip Medine'ye geri döndü. Bu gazveye ilk Bedir
Gazvesi adi verilir. Peygamber, hicretin ikinci yilinda Rabîü'l-evvel
(623 Eylül) ay'i baslarinda bu sefere çikmisti.

Müslümanlarin her seylerini Mekke'de birakip Medine'ye hicret
etmeleri müsriklerin Islâm'a ve müslümanlara olan kinlerini
dindirmemi sti. Hatta müslümanlarin Medine'de devletlerini kurup
yerlesmeleri Mekkeliler'e çok agir gelmisti. Müs rikler Islâm'in
bu ba sarisini hazmedemeyip mutlaka durdurmak için yollar aramaga
basladilar. Hicretten önce Abdullah b. Übey b. Selül adindaki kabîle
reisi Medine'de taç giyip kral olmak üzere idi. Fakat akrabalarinin
ve destekçilerinin büyük bir kismi müslüman olup Hz.
Peygamber (s.a.s.)'i sehirlerine davet edince, artik burada bir Arap devleti
degil Islâm devleti kurulmustu. Bunu bir türlü içine
sindiremeyen Abdullah b. Übey, etrafindaki bazi adamlariyla birlikte Islâm'a
girdiklerini söylemislerse de asla içten iman etmemis, münafikliklarini
sürdürmüslerdi. Bunu firsat bilen Mekkeli müsrikler eski
dostlari olan Ibn Übey'e bir mektup yazarak söyle demislerdi: "Siz
bizimkileri barindirdiniz. Ya siz Muhammed'i öldürür veya
yurdunuzdan çikarirsiniz; yahut biz hepimiz toptan gelip üzerinize
saldirir erkeklerinizi öldürür kadinlarinizi esir aliriz."

Hz. Peygamber ve arkadas larinin Medine'ye gelmeleriyle kralligi engellenen
Abdullah b. Übey, etrafindaki münafiklarla Islâm'i içten
yikmaga çalisiyordu . Onun gayesi gayet açik idi. Krallik isteyen
bir adam Islâm devletinde ve Peygamber'in baskanliginda barinamazdi. Münafiklar,
dünya ve dünya çikarlarinin pesine takilmis müsriklerle
isbirligi yaparak, Islâm'in Medine'deki hâkimiyet ve devletini
yikmaga ça lisiyordu.

Müslümanlar, müsriklerle münafiklarin kurduklari bu
isbirligini haber aldilar. Mekkelilerin gönderdigi bu mektup onlarin ve
Medine'deki münafiklarin gayelerini gayet açik bir sekilde ortaya
koyuyordu.

O bakimdan, müslümanlar çok dikkatli idiler. Bu düsmanlardan
gelebilecek saldiriya hazirdilar. Resulullah ilk tedbir olarak, Medine-i Münevvere
çevresine küçük müfrezeler gönderdi. Bu müfrezeler,
Kureys'in ticaret kervanina engel oluyor ve Medine çevresindeki kabîlelerle
baris anlasmalari yapip, Medine-i Münevvere'nin güvenligini
sagliyordu.

Hamza b. Abdülmuttalib, Ubeyde b. Hâris ve Sa'ad Ibn Ebi Vakkas
(r. an.) gibi ileri gelen sahabiler, bu müfrezelerin ba sinda görev
yapmislardi. Bunlar kan dökmemege dikkat ediyorlardi. Yalniz Abdullah b.
Cahs (r.a.) müfrezesi Bedir'den önce düsmanla çarpisan ilk
Islâm seriyyesidir. Bu hadisenin savasilmasi haram aylardan Recep ayinin
son gecesinde olmasi, müsriklerin dedikodusuna sebep oldu. Bu olay üzerine,
haram aylarda savasmak hakkinda aâyetler nazil oldu. Bu ayetlerde, müslümanlara,
cihat izninin verilecegine dair müjdeler vardi. Ve hemen ardindan da savasa
izin veren ayetler geldi.

"Kendileriyle savasilan (mü'min)lere izin verildi. Çünkü
onlara zulmedilmistir. Ve Süphesiz Allah, onlara yardim etmege kadirdir. "
(el-Hacc, 22/39).

"Ey inananlar, korunma tedbirleri alin; bölük bölük
veya hep birlikte savasa gidin." (en-Nisâ, 4/71).

"(Yeryüzünde) hiçbir kötülük
kalmayincaya ve din tamamen Allah'in oluncaya kadar onlarla savasin. Eger vazgeçerlerse
muhakkak Allah, ne yaptiklarini görmektedir. " (el-Enfâl, 8/39)

Bu ayetler, müslümanlari, müsriklerden yillarca gördükleri
iskencelere karsi intikam almaya tesvik ediyor; zalimlerden, Allah'in hâkimiyetini
gasba yeltenmis müstekbirlerden bu hâkimiyetin alinarak Allah'a iade
edilmesini ve hükmün Allah'a ait oldugunun onlara gösterilmesini
istiyordu. Bunun için de müslümanlarin gerekli tedbirler alarak
ve korunarak savasmalarini istiyordu. Bu ayetlerdeki istek elbette Cenâb-i
Hakk'a aitti. Eger insanlara ve Resule ait olsaydi zaten onlar yillarca önce
savasmak ve zulme isyan etmek istemislerdi. Ancak, zulme isyan Allah'in ölçülerine
ve rizasina uygun yapilmali ve bir zulüm kaldirilirken yerine bas ka bir
zulüm ikame edilmemeliydi. I ste Medine'deki Islâm toplumu bunu
anliyordu. Müslümanlar iste bunun için müsriklerle
savasmayi göze almislardi.

Mekkeli müsrikler defalarca müslümanlari tehdit edip, onlara
Medine-i Münevvere yakinlarina kadar gönderdikleri çapulcu
birlikleri eliyle zararlar veriyorlardi. Son zamanlarda Ebû Süfyân'in
da ortakligiyla olusturulan bir kervan Suriye'den mallar getirecek ve bununla müslümanlara
son ve kesin darbe indirilecekti. Bunu haber alan Resulullah (s.a.s.), durumu
ashabiyla istisare etti. Bu kervanin Mekke'ye ulasmasina engel olunmasi karari
alindi. Bu kararin uygulanmasi asamasina gelindiginde Ebu Süfyan durumdan
haberdar oldu ve Damdam b. Amr el-Gifârî'yi Mekke'ye göndererek
Kureys'ten yardim istedi.

Ebu Cehil bu firsati kaçirmak istemediginden Kâbe'ye kostu. Müsrikleri
müslümanlara karsi savasa tesvik etti. Tellâllar çikararak
Mekke sokaklarinda bagirtti. Eli silâh tutan herkes bu müsrik ve
putperest orduya katildi. Hatta Resulullah'in müsrik olan amcasi Ebu Leheb,
kendisi gidemeyecek kadar hasta oldugu için yerine ücretle bir
kiralik asker gönderdi.

Resulullah hicretin ikinci yili Ramazan ayinin sekizinci günü
Abdullah Ibn Ümmü Mektum'u Medine'de kalan yasli ve hastalara namaz
kildirmak üzere görevlendirdi. Yahudilerin karisiklik çikarmasindan
süphelendikleri için Ebu Lübabe'yi de Medine'de yönetimin
basinda vekil birakti.

Müslüman ordusunun sayisi üçyüzbes kisi idi.
Bunlarin seksenüçü Muhacirlerden, altmisbiri Evs'den, geri
kalanlari da Hazrec kabilesinden idiler. Muhacirlerden yalnizca Osman b. Affân
(r.a.), hanimi Resulullah'in kizi Rukiye agir hasta oldugu için Medine'de
kalmisti. Kendisi de ayrica rahatsizdi.

Müslümanlarin yalniz üç atlari ve yetmis develeri
vardi. Bineklerine sirayla binmek zorundaydilar. Zefiran denilen yere
geldiklerinde, Mekkeli müsriklerin büyük bir ordu ile üzerlerine
gelmekte olduklarini ögrendiler. Biraz duraklayip tereddüt ettiler. Çünkü
onlarin büyük hazirliklarla gelen Mekke ordusuna karsi koyacak kadar
askerleri yoktu. Buna hazirlikli da degillerdi. Resulullah ashabiyla yeniden
istisare etti. Kervanin pesine mi düsülmeliydi; yoksa müsrik
ordusuna karsi mi durulmaliydi. Allah Resulu ve Muhâcirler ordunun
karsisina çikilmasi taraftariydilar. Ensâr ise, Akabe beyatinda
verdikleri sözle Medine' de Rasûlullah'i koruyacaklardi. Simdi ise
Medine disinda idiler. Rasûlullah (s.a.s.) onlara reylerini sordu.
Ensardan Sa'd b. Muaz söyle dedi:

"Ya Resulullah, biz sana inandik. Allah tarafindan getirdiklerinin hak
oldugunu tasdik ettik. Artik siz ne dilerseniz emrediniz. Seni gönderen
Allah hakki için artik denize girersen, seninle beraber biz de gireriz.
Hiç birimiz geri kalmayiz. Biz düsmana karsi durmaktan çekinmeyiz.
Muharebeden geri dönmeyiz. Sabrederiz ve sadakatten ayrilmayiz. Bizden
memnun kalacagin isler nasip etmesini Allah' tan dilerim. Hemen Allah'in
bereketini dileyerek istediginiz tarafa yürüyünüz."

Resulullah (s.a.s.), ashabinin bu birlik ve beraberligine çok
sevindi. Allah'a hamd ile, müsriklerle karsilasmak üzere Bedir
kuyulari mevkiine dogru yola koyuldu.

Ebu Süfyan, müslümanlarin Bedir'e gelmekte oldugunu ögrenince
kervanin yönünü degistirdi. Deniz tarafindan Mekke'ye yollandi. Müslümanlar
Bedir'e gelince, kervan çoktan uzaklasmisti.

Islâm ordusu, kumluk bir araziye konaklad i. Müsrikler ise Bedir
kuyularini tutmuslardi. Gece yagan yagmur, hem araziyi pekistirdi, hem de müslümanlarin
su ihtiyacini giderdi. Bu Allah Teâlâ'nin onlara bir yardimiydi.

Daha sonra, buralari çok iyi taniyan Habbâb b. Munzir'in
teklifiyle ordunun karargâhi degistirilip Bedir köyünün en
sonundaki kuyunun yararina geçildi. Resulullah (s.a.s.) elini kana
bulamak istemediginden kendisine ordunun gerisinde bir çadir kuruldu. Çadirinin
kapisinda Sad b. Muaz nöbet tutuyordu.

Mekkeli müsrikler zirhlar içinde idi. Sayilari bin kisiye
yakindi. Bunun yüz kadari süvari yedi yüzü develi ve geri
kalani piyade idi. Bu sayi Islâm ordusunun üç kati idi.

Ordular ibret alinacak bir dagilim sergiliyordu. Tarih hiç bir zaman
bu derece anlamli bir savasa tanik olmamisti. Bir tarafta Müminlerin dostu
Ebu Bekr (r.a.), diger tarafta müsrik saflarinda yer alan oglu Abdurrahman;
bir tarafta müsrik ordusu komutani, Utbe b. Rabia, karsisinda oglu Huzeyfe
bulunuyordu. Resulullah'in amcasi Abbas ile Hazreti Zeyneb'in esi ve
Resulullah'in damadi Ebu'l As, müsriklerin arasindaydi. Akîl ise
kardesi Hz. Ali'ye karsi müsrik ordusunda yer almaktaydi.

Bu sirada Ebû Süfyan'in kervaninin Mekke'ye ulastigi haberi
geldi. Ebu Süfyan müsriklere bir haber göndererek, "Siz
kervaninizi korumak için harekete geçtiniz. Artik savasmadan geri
dönünüz" dedi. Ancak geri dönmek için arzulu
olanlar olduysa da savasma karari alanlar çogunluktaydi. Ebû Cehil,
"Müslümanlari öldürmeye bile lüzum yoktur.
Ellerini baglayip onlari tekrar Mekke'ye götürecegiz ve böylece
Islâm da bitecek" diyordu.

Bu ordu, Islâm'in tek ordusuydu. Eger bu ordu ezilecek ve silinecek
olursa Allah'in hükmünü hâkim kilacak bir baska topluluk
kalmayacakti. Hz. Peygamber (s.a.s.): "Allah'in, vadettigin yardimini bugün
lutfet. Ya Rab, bu bir avuç mücahid yok olursa, bir muvahhidler bu gün
telef olursa, yeryüzünde sana ibadet eden kalmayacak!" diye dua
ve niyazlarina devam etti. Bu sirada da su mealdeki vahiy gelmisti:

"Bütün bu toplananlar (müsrikler) hezimete ugrayacak ve
arkalarina dönüp kaçacaklardir. " (el-Kalem, 68/45).

Resulullah (s.a.s.) kan dökülmesini istemediginden Ömer b.
el-Hattab'i elçi olarak müsriklere gönderdi. Onlar savas
konusunda kararli olduklarindan Resulullah'in bu serefli elçisinin
tekliflerini dinlemediler. Kur'an bir baska ayetiyle müminleri
desteklemekte ve Mekkeli müsriklerin cezalandirilmasini talep etmektedir:

"Onlar, (insanlari, Rasülü ve mü'minleri) Mescid-i
Haram'dan geri çevirdikleri ve onun velisi, bakicisi ve koruyucusu
olmadiklari halde Allah onlara neden azap etmesin? Onun velileri sadece muttakîlerdir.
Fakat çoklari bunu bilmez. " (el-Enfal, 8/34).

Bu harpten itibaren, Kur'an-i Kerîm'de, girisilen bütün
savaslarda müslümanlarin yanibasinda çok sayida melegin savasa
katildigindan bahsedilir. Ancak Bedir savasi ötekilerden bir farklilik gösterir.

"O zaman sen müminlere.' Rabbinizin size indirilmis üç
bin melegi ile yardim etmesi, size yetmez mi?' diyordun , "Evet, sabreder,
(Allah' dan) korkarsaniz, onlar hemen su dakikada üzerinize gelseler,
Rabbiniz, size nisanli bes bin melek ile yardim eder", Allah, bunu size
sirf müjde olsun ve kalpleriniz yatissin diye yapti.

Yardim, daima galip ve hikmet sahibi Allah katindadi r. " (Âli
Imrân, 3/124-126).

17 Ramazan (13 Mart 624) Cuma günü sabahleyin her iki ordu Bedir
kuyularina dogru ilerledi. Müslümanlar bu kuyularin basina kâfirlerden
önce ulasmislardi. Müsriklerin tarafindaki kuyular tamamen kapatilip
tutulduysa da Hz. Peygamber (s.a.s.) düsmanin kendi tarafindaki bir kuyudan
su almalarina müsaade etmistir. Cahiliye adetlerine göre savasi iyice
kizistirip heyecan dogurmak için gruplar öne adam çikararak
birbirlerine meydan okurlardi. Müsrikler tarafindan Esved adindaki sahis
ortaya çikip er istemis, buna karsi Hz. Hamza çikarak onu derhal öldürüvermisti.
Bunun üzerine Kureys'in ileri gelenlerinden Utbe b. Rabîa, kardesi
Seybe ve oglu Velid ortaya atildilar. Bunlarin karsisina Medineli gençlerden
üç kisi çikinca, kim olduklarini sormus ve onlara: "Siz
bizim dengimiz ve muhatabimiz degilsiniz, bizim kavmimiz ve kabilemizden adamlar
çiksin" demislerdi.

Kureys kâfirlerinin bu istekleri üzerine Hz. Hamza, Hz. Ali ve
Ubeyde b. Hâris çiktilar. Hz. Hamza ile Hz. Ali hasimlarini derhal öldürdüler.
Ubeyde ise hasmini yaralamis kendisi de yaralanmisti. Onun yardimina kosan Hz.
Hamza ve Hz. Ali (r.a.) derhal Utbe'yi öldürüp yarali
arkadaslarini müslümanlarin karargâhina tasimislardi. Bu
mubarezelerin sonunda taraflar birbirlerine saldiriya geçtiler. Ikindiye
dogru müslümanlar tarihin kaydettigi büyük zaferlerden
birini gerçekle stirmislerdi. Savas sona ermisti. Müslümanlari
n, Islâm'in ve özellikle Hz. Peygamber'in en büyük düsmani
Ebu Cehil basta olmak üzere müsriklerin ileri gelenlerinden çok
kimse hayatini kaybetmisti. Müsriklerden tam yetmis kisi öldürülmüstü.
Müslümanlar ise on dört sehid vermislerdi. Hz. Peygamber (s.a.s.)
namazlarini kildirdiktan sonra Allah yolunda canlarini veren bu ilk sehitleri
topraga verdi. Müslümanlar Kureys'in ölülerini de yerde
birakmayip açtiklari bir çukura gömdüler.

Mekkeli müsriklerden bir miktar esir alindi. Ama henüz Cenâb-i
Allah esirler hakkinda hükmünü bildirmemisti. Peygamberimiz bu
esirlerle ilgili olarak ashabiyla istisarede bulundu. Ashabtan bazilari bunlarin
derhal öldürülmesini teklif ederken, en yakin müslüman
akrabalarinin bunu infaz etmelerini tavsiye etmislerdi. Buna karsilik basta Hz.
Ebu Bekir olmak üzere bazi sahabeler de bu esirlerin fidye karsiliginda
serbest birakilmalarini teklif ettiler. Rasûlullah bu ikinci teklifi uygun
buldu. Fidye ödeyemeyenlerden okuma yazma bilenlerin müslümanlarin
çocuklarindan onar kisiye okuma-yazma ögretmeleri istendi. Esirler müslümanlar
arasinda dagitildi.

Hz. Peygamber onlara iyi muamele edilmesini istedi. Esirlerden elbisesiz
kalmis olanlara giyecekler verildi. Bu esirler müslümanlarla birlikte
ve onlarla esit sartlar altinda yemege oturuyorlardi. Esir alinanlardan sadece
ikisi idama mahkûm edilmistir. Çünkü bunlar Mekke'de
inananlara yapmis olduklari zulümden dolayi idami haketmislerdi. Rasûlullah'in,
bu ilk askerî karsilasmada gösterdigi bu insânî tutum ve
davranis daha sonraki olaylarda da degismemistir.

Mekke müsriklerinin ileri gelenleri ve baskanlari, Bedir'de öldürülmüstü.
Ebû Süfyan ise büyük ticaret kervaninin basinda oldugu
halde kaçip kurtulmus ve bundan böyle Mekke' nin baskani olmustu.
Oglu, kayinpederi ve kayinbiraderi Bedir savasinda öldürülen Ebu
Süfyan, bunlarin intikamini alincaya kadar hanimina yaklasmayacagina, saç
ve sakalini kestirmeyecegine yemin etti. Bunun yaninda karisi Hind de kendi
akrabalarini öldürenleri bulup onlarin cigerlerini yiyecegine and içmisti.

Bedir zaferi, siyasi-dini yapi daki Islâm devlet ve camias inin daha
da saglam temeller üzerine oturmasini sagladi. Hz. Muhammed (s.a.s.) Bedir'
de savas baslayacagi sirada, secdeye kapanip Allah'a yönelerek O'na,
yardimini esirgememesi için dua ettiginde o günkü durumu en güzel
bir sekilde dile getiriyordu:

"Ey Allah'im! Sayet su küçücük ordu eriyip
giderse sana (yeryüzünde) artik ibadet edecek kimse kalmayacaktir... "

Kaynak: Islam tarihi

    Forum Saati Salı 23 Ekim 2018, 23:03