WEP ARISI SİTEMİZE HOŞGELDİNİZ

WEP ARISI SİTEMİZE HOŞGELDİNİZ

***Wep Arısı Arı Bir Sitedir. Wep Arısı Gerçek Düşünçeyi Yansıtan Sitedir***


HİCRET'İN İSLÂM TARİHİNDEKİ YERİ VE ÖNEMİ

Paylaş
avatar
Beautiful

Mesaj Sayısı : 151
Points : 30668
Reputation : 7
Kayıt tarihi : 07/12/12
Yaş : 38

HİCRET'İN İSLÂM TARİHİNDEKİ YERİ VE ÖNEMİ

Mesaj tarafından Beautiful Bir C.tesi 01 Haz. 2013, 02:53



HİCRET'İN
İSLÂM TARİHİNDEKİ YERİ VE ÖNEMİ



***********************************************************************************************************



Hicret, İslâm tarihinin en
önemli olayıdır. Hicret, Müslümanları, müşriklerin zulmünden kurtarmış,
İslâm'a yayılma imkânı
sağlamış, böylece İslâm inkılâbının başlanğıcı olmuştur. Bu itibârla
olaydan 17 yıl sonra, Hz. Ömer'in halifeliği esnâsında, Hz. Peygamber'in hicret
ettiği yılın 1 Muharrem'i olan 16 Temmuz 622 tarihi "Hicri-Kamerî Takvim"
için "takvim başı" olarak kabul edilmiştir.
Bilindiği gibi Hz. Peygamber, Mekke şehrinde doğmuştur. Yüce Allah, O'nu burada
peygamber olarak görevlendirmiştir.
Görevinin gereği olarak, "(Önce) en yakın akrabalarını uyar." (1) âyet-i
kerimesi gereğince, yakınlarından başlamak üzere,
insanları İslâm'a davet etmeye başlamıştır. Kendilerini İslâm'a da'vet ettiği
kimseler O'nu, el-Emin = güvenilir kişi olarak
tanıyorlardı. O'nun dürüstlüğü ve ahlâkî üstünlüğü üzerinde ittifak halinde
idiler. Kendisinin Allah tarafından gönderilmiş ve
görevlendirilmiş Peygamber olduğunu duyunca, O'na inanmaya ve etrafında toplanmaya
başladılar. Müslümanların sayısı
günden güne artıyor ve İslâmiyet hızla yayılıyordu. Ancak Mekke'de Kureyş
kabilesinin ileri gelenleri bundan endişe duyuyor, toplum üzerindeki hâkimiyetlerini
kaybedeceklerinden korktukları için O'na engel olmaya çalışıyorlardı. Bunun için
Peygamberimize ve O'na inananlara amansız düşman kesilmişlerdi. Müslümanlara
zulmediyor, akıl almaz işkenceler
yapıyorlardı. Hz. Peygamber, Mekkelilerin kendisine ve Müslümanlara karşı
takındıkları tavır karşısında, hiçbir zaman yılmadı, doğacağına kesinlikle
inandığı İslâm güneşine, başka ufuklar aramayı düşündü.
Müşriklerin, tahammülü çok ğüç olan bu zulümleri karşısında, Mekke'de
Müslümanlar korunamaz hale gemişlerdi. Bu sebeple
Müslümanların Medine'ye hicret etmeleri kararlaştırılmıştı. Sevgili Peygamberimiz
(s.a.s.) ; "Sizin hicret edeceğiniz yerin iki
kara taşlık arasında hurmalık bir yer olduğu bana gösterildi..." (2) diyerek,
Müslümanların Medine'ye hicretlerine izin verdi.
Böylece Peygamberliğin 13'üncü yılının ilk ayı Muharrem'de (Temmuz 622) Medine'ye
hicret başlamış oldu.
Kâbe'ye yapılan senelik hac görevi, Arap yarımadasının bütün noktalarından
Arapları Mekke'ye getiriyordu. Hz. Peygamber,
bu sefer, kendisine sığınma imkânı ve peygamberlik vazifesini yerine getirme izni
verecek bir kabile bulup, iknâ etmenin yollarını aradı. Birbiri ardınca, yanlarına
gittiği onbeş kabilenin temsilcilerinin hepsi de az çok kaba bir şekilde kendisini
geri çevirdiler.
Umudunu hiç kaybetmedi, son olarak yarım düzine kadar Medineli ile karşılaştı.
Yahudi ve Hristiyanların komşuları olan bu
kişiler, Peygamberler ve ilâhi vahiyler kavramına yabancı değillerdi, üstelik onlar,
bu kutsal kitap sahiplerinin, bir Peygamberin, son bir tesellicinin gelmesini
beklediklerini de biliyorlardı. O yüzden bu konuda başkalarından önce davranmak
fırsatını kaçırmak istemediler, derhal Hz. Muhammed'e inandılar, kendisine Medine'de
diğer inananlar bulmaya çalışacakları ve gereken desteği vereceklerine dâir söz
verdiler. Ertesi yıl oniki kadar Medineli kendisine bağlılık yemini ettiler ve
İslâm'ı öğretecek bir öğretmen-dâvetçi istediler. Bu görevi üzerine alan
Mus'ab, bu işte hayli başarılı oldu ve bir sonraki sene Mekke'ye hac sırasında yeni
müslüman olmuş, yetmiş üç kişilik bir kafile gönderdi. Bunlar Hz. Peygamberi ve
diğer Mekkeli Müslümanları kendi şehirlerine göç etmeye dâvet ettiler,
onları koruyacakları ve kendi aile bireyleriymiş gibi bağırlarına basacakları
sözü verdiler. Böylece Müslümanların en büyük kısmı gizlice ve küçük gruplar
halinde Medine'ye hicret etti, (3) Kısa zamanda, Mekke'li Müslümanların hemen hepsi
Medine'ye göç etti. Yanlızca Hz. Ebû Bekir ile Hz. Ali'yi, Hz. Peygamber Mekke'de
alıkoymuştu.
Böylece İslâmiyet Medine'de de yayılmaya başladı. Bu durum Kureyş ileri gelenlerini
daha da telâşlandırdı. Medine'nin
kuvvetli bir İslâm merkezi haline gelmesinin aleyhlerine olacağını anladılar. Konuyu
tartışmak ve bir hal çâresi bulmak üzere
"Dâru'n - Nedve" denilen yerde toplandılar. Uzun uzun görüştüler ve
tartıştılar. Sonunda kendilerine kurtuluş yolunu
göstermekten, dünya ve ahirette mutlu olmaları için çaba harcamaktan başka bir şey
yapmayan, Peygamberimiz (s.a.s.)'i
öldürmeye karar verdiler. Kendilerince çok gizli olarak aldıkları bu karar ve
plânlarından Kur'an-ı Kerimde şöyle
bahsedilmektedir; "İnkâr edenler, seni bağlayıp bir yere kapamak veya öldürmek,
ya da sürmek için düzen kuruyorlardı. Allah düzen yapanların en iyisidir."
(4)
Müşriklerin bu korkunç plânlarını Cebrâil (a.s.) Peygamberimiz'e haber verdi:
"Bu gece, her zaman yatmakta olduğun
yatağında yatmayacaksın, evini terk edeceksin..." dedi. Böylece Hz. Peygamber'e
hicret için izin verildi. Peygamberimiz Hz.
Ali'yi çağırdı: "Ben Medine'ye gidiyorum. Sen bu gece benim yatağımda yat,
hırkamı üstüne ört. Müşrikler beni yatıyor
sansınlar, onlara bir şey sezdirme. Sabahleyin şu emânetleri sahiplerine ver. Ondan
sonra sen de hemen gel" dedi.
Ortalık kararınca, Kureyş'in seçme cânileri evin etrafını sardılar. Sabahleyin
evinden çıkarken hep birden saldırıp
öldüreceklerdi. Hz. Ali, Rasûl-i Ekrem'in yatağına yattı. Hz. Peygamber eline bir
avuç kum alıp evini çeviren müşriklerin
üzerine saçtı. Saçılan kum taneleri, cânilerden her birine isâbet etmiş, hepsi de
derin bir uykuya dalmışlardı. Peygamberimiz
(s.a.s.) "Yâ-sin " Süresi'nin şu anlamdaki âyetini okuyarak aralarından
geçip gitti: "Biz onların önlerine ve arkalarına birer
sed çektik, böylece gözlerini perdeledik. Onlar artık elbette görmezler."
(5)
Rasûlü Ekrem gece evinden ayrıldıktan sonra Kabe'yi tavaf etti. Sonra doğduğu
yerden ayrılış hüznünü ifade eden şu sözleri
söyledi. "Ey Mekke! Sen Allah katında yeryüzünün en hayırlı ve en bana
sevimli yerisin. Eğer çıkmak zorunda
bırakılmasaydım senden ayrılmazdım." (6) Ertesi gün öğle sıcağında Hz.
Ebû Bekir'in evine vardı. Allah'ın emriyle beraber
Medine'ye hicret edeceklerini bildirdi.
Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (s.a.s.), Hz. Ebû Bekir'le birlikte Mekke'den
çıkıp, Sevr Dağı'na gelerek oradaki
mağarada saklandılar. Kureyş'in araması bitinceye kadar, üç gün üç gece mağarada
kaldılar. Hz. Peygamber'i ve Ebû
Bekir'i arayanlar, iz sürerek nihâyet Sevr'deki mağaranın ağzına kadar geldiler.
Ayak sesleri ve konuşmaları içeriden
duyuluyordu. Hz. Ebû Bekir, başını kaldırdığı zaman onların ayaklarını
görmüş ve heyecanla: "Ya Resûlâllah, eğilip baksalar,
bizi görecekler" demişti, bunun üzerine Peygamber Efendimiz: "Korkma,
Allah'ın yardımı bizimledir. (7) İki yoldaş ki,
üçüncüsü Allah'tır, hiç endişe edilir mi?" buyurdu.(Cool
Takipçiler Sevr dağına henüz çıkmadan, bir örümcek mağaranın ağzına ağ
örmüş, bir çift beyaz güvercin yuva yapıp yumurt-
lamıştı. Bu durumda Kureyşliler, mağaranın içine bakmanın ahmaklık olacağını
düşünerek bırakıp gittiler.
Resûlüllah'a ilk vahiy Hîra (Nûr) dağındaki mağarada gelmişti. Hiradaki mağara
ile Serv'deki mağara arasında geçen müddet,
Hz.Peygamberin, Peygamberlik hayatının Mekke devrini teşkil etmişti. Sevr dağındaki
mağaradan başlayan hicret ise, Mekke
devrinin sonu, Medine devrinin başlanğıcı olmuştur.(9) Hicret yolculuğunda
Peygamberimiz, iki önemli takiple karşılaştı.
Müdliçoğullarından Surâka, Kureyş'in ilân ettiği mükâfatı ele geçirmek
hevesiyle, kendi bölgelerinden geçmiş olan hicret
kafilesini tâkibe koyuldu. Atını dörtnala sürerek Resûlûllah'a ve arkadaşlarına
yaklaştığı sırada atı sürçüp kapaklandı. Kendisi
de yere yuvarlandı. Yeniden atına binip koşturdu. Tam yaklaştığı sırada atının
ön ayakları kuma saplandığı için, yine düştü. Atını
zorlukla kurtardı. Surâka'nın morali iyice bozulmuştu. Hz. Peygamber'den özür
diledi. Yazılı bir emanname alarak geri döndü, diğer takipçileri de "ben
aradım, boşuna yorulmayın, bu tarafta yok" diyerek geri çevirdi.
Eslemoğullarından Büreyde de, Kureyş'in ilân ettiği mükâfatı alabilmek için
Resûlüllah'ı tâkibe başlamıştı. Fakat ilk görüşte
yanındakilerle birlikte müslüman oldu. Daha sonra başındaki beyaz sarığı çözerek
mızrağının ucuna bağladı; "sizin gibi şanlı bir
kafile bayraksız gitmez. İzin verirseniz ilk alemdârınız olayım"
diyerek tâ Kubâ Köyü'ne kadar bu şanlı Kâfileye bayraktarlık
yaptı.
Hz. Peygamber'in yola çıktığı Medine'de duyulmuştu. Bu yüzden Medineliler, Rasûl-i
Ekrem (s.a.s.)'i karşılamak üzere her
sabah şehir dışına çıkıp bekliyorlardı. 12 Rabîulevvel Pazartesi günü yine
öğleye kadar beklemişler, sıcak bastırınca ümitlerini
kesip dönmüşlerdi. Bu esnâda bir iş için evinin çatısına çıkan bir Yahûdi, bir
kafilenin uzaktan gelmekte olduğunu gördü ve
yüksek sesle:
"İşte günlerdir yolunu beklediğiniz devletli geliyor "diye haykırdı.
Medineliler, bir bayram sevinci içinde yollara döküldüler.
Hz. Peygamberi Medine'ye yaya yürüyüşle 1 saat uzaklıkta Kubâ köyünde
karşıladılar. Peygamberimiz burada, Amr b. Avf
oğulları'nda 14 gece misâfir kaldı. Bu esnâda Kur'an-ı Kerim'de "takvâ üzere
yapıldığı" bildirilen Kubâ Mescidini binâ etti
ve burada namaz kıldı. (10)
Hz. Peygamber'den 3 gün sonra tek başına yola çıkmış olan Hz. Ali de gündüzleri
gizlenip, geceleri yürüyerek, Kubâ'da iken
kafileye yetişti.
14 gün sonra, bir Cuma günü Peygamberimiz devesine bindi. Karşılamağa gelenlerle
muhteşem bir alay içinde Medine'ye
hareket etti. Yolda "Sâlim b. Avfoğulları"na ait "Rânûna
Vâdisi"nde öğle vakti oldu. Hz. Peygamber, burada arka arkaya iki hutbe okuyarak
ilk cuma namazını kıldırdı. Bu ilk cuma hutbesinde, Sevgili Peygamberimiz,
İslâm'ın bazı temel prensiplerine temas ettiği için, burada nakletmeyi faydalı
görüyorum; Rasûl-i Ekrem, birinci hutbeye Allah'a hamd ve senâ ederek başladı ve
şöyle devam etti:
"Ey insanlar, ölmeden önce Allah'a tevbe ediniz, fırsat elde iken iyi işlere
koşunuz. Allah'ı çok anmak, gizli ve âşikar çok
sadaka vermek suretiyle O'nunla aranızdaki bağı kuvvetlendiriniz. Böyle yaparsanız,
rızıklandırılır, yardım görürsünüz,
kaçırdıklarınızı tekrar elde edersiniz."
Biliniz ki, Cenâb-ı Hak, içinde bulunduğum yılın bu ayında, bugün şu bulunduğum
yerde cuma namazını kıyâmete kadar,
üzerinize farz kıldı. Hayâtımda veya benden sonra -âdil veya zâlim- bir imamı
olduğu halde önemsiz gördüğü veya inkâr ettiği
için, kim bu namazı terkederse, Allah onun iki yakasını bir araya getirmesin ve
hiçbir işine hayır vermesin. Biliniz ki, böylesini,
tevbe etmedikçe, ne namazı, ne zekâtı, ne haccı, ne orucu, ne de herhangi bir
iyiliği Allah katında bir değer taşır. Ancak, kim
tevbe ederse Allah tevbesini kabul eder. (11)
Ey insanlar, âhiret için azık hazırlayıp önceden gönderin. Hepiniz ölecek ve
sürünüzü çobansız bırakacaksınız. Sonra Rabbiniz
-arada tercüman veya perdedâr olmaksızın- bizzat:
-Sana benim peygamberim gelip haber vermedi mi? Ben sana mal vermiş, ihsanda
bulunmuştum. Sen bunlardan âhiretin için ne
gönderdin, diye soracaktır. O kimse sağına, soluna bakacak, hiçbir şey göremeyecek.
Sonra önüne bakacak, orada
cehennem'i görecek. Öyleyse yarım hurma ile de olsa, kendini ateşten korumaya gücü
yeten, bunu yapsın. Buna gücü
yetmeyen, bâri güzel sözle kendini kurtarsın. Çünkü bir iyiliğe 10'dan 700 katına
kadar sevap verilir. Allah'ın selâm ve
rahmeti üzerinize olsun".
Hz. Peygamber, birinci hutbeyi böylece bitirdikten sonra, ikinci hutbede de şunları
söylemiştir:
"Hamd Allah'a mahsustur. O'na hamdeder, ondan yardım dileriz. Nefislerimizin
şerlerinden ve kötü işlerimizden Allah'a
sığınırız. Allah'ın hidâyet verdiğini kimse saptıramaz. O'nun saptırdığını
da kimse doğru yola koyamaz.
Allah'tan başka ilâh olmadığına şahâdet ederim. O birdir, eşi, ortağı ve benzeri
yoktur. Sözlerin en güzeli, Allah Kitabı
(Kur'an-ı Kerim) dir. Allah'ın, kalbini Kur'an ile süslediği, küfürden sonra
İslâm'a soktuğu, Kur'an-ı, diğer sözlere tercih
eden kimse felâh bulup kurtulmuştur.
Allah'ın sevdiğini seviniz. Allah'ı bütün kalbinizle (can ve gönülden) seviniz.
Allah kelâmı Kur'an'dan ve zikrinden
usanmayınız. Allah'ın kelâmına karşı kalbiniz katılaşmasın.
Yalnız Allah'a kulluk edip, ibâdetinizde Ona hiçbir şeyi ortak yapmayınız.
Ondan hakkıyla sakınınız. Yaptığınız iyi şeyleri
dilinizle doğrulayınız. Aranızda Allah'ın rahmet ve merhametiyle sevişiniz.
Allah'ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun"(12)
Cuma namazından sonra Hz. Peygamber (s.a.s.), Medine'ye hareket etti. Medine, tarihinin
en önemli gününü yaşıyordu. Halk,
bayram sevinci içinde, Kubâ'dan itibâren yolu, iki taraflı doldurmuştu. Rasûl-i
Ekrem'in anne tarafından akrabası olan
Neccâroğulları, O'nu karşılamaya gelmişlerdi. Ensâr'ın ileri gelenleri O'na
yaklaşarak:Ey Allah'ın Resûlü! İşte evlerimiz, işte
mallarımız, işte canlarımız emrinize hazır" dediler. Peygamberimiz, onları
taltif ve gönüllerini hoş ederek yoluna devam etti. Tam şehre gireceği sırada
kalabalık o dereceyi bulmuştu ki kadınlar, damların üzerine çıkarak şöyle şiir
söylüyorlardı:
"Veda tepesinin sırtlarından ay doğdu üstümüze,
Allah'a davet eden bulundukça şükretmek vacip oldu bize."
Küçük kızlar def çalarak şenlik yapıyorlar ve şu şarkıyı terennüm
ediyorlardı:
"Biz Neccâr oğullarının kızlarıyız,
Ne mutlu bize Muhammed'in komşularıyız."(13)
Medine halkı, Resûlüllah (s.a.s.)'in gelişinden duyduğu sevinci, hiçbir şeyden
duymamıştı. Herkes Peygamber Efendimizi, kendi
evinde misafir etmek istiyor, "Ey Allah'ın Rasûlü, bize buyurunuz..." diyerek
deveyi durdurmak istiyorlardı. Hz. Peygamber ise, kimseyi gücendirmemek için devesini
serbest bırakmıştı.
"Siz deveyi kendi haline bırakınız. O memurdur, emrolunduğu yere gider"
diyerek dâvet edenlerden izin istiyordu. Nihâyet
deve, halen "Mescidü'n-Nebi"nin bulunduğu boş arsada çöktü, Rasûlüllah
(s.a.s.) inmedi. Deve kalkarak birkaç adım
gittikten sonra geri dönüp ilk çöktüğü yere yeniden çöktü, bir daha kalkmadı.
Hz. Peygamber, devenin üzerinden inerek:
"Akrabamızdan en yakın kimin evi?" diyerek etrafındakilere sordu. Hâlid b.
Zeyd:
"İşte evim, işte kapısı, buyurunuz Yâ Rasûlâllah..." diyerek, Rasûl-i
Ekrem'i dâvet etti. Peygamber Efendimiz böylece Hz.
Halid'in misafiri oldu. Bu misâfirlik, "Mescidü'n-Nebi" nin inşaatı
tamamlanıncaya kadar yedi ay devam etti.
Rasûlüllahın hicreti Peygamberliğin 13'üncü yılında, 12 Rabiulevvel de olmuştur.
Bu tarih, aynı zamanda Peygamber
Efendimizin 53'üncü doğum yıldönümüdür.
Hicretle, 23 yıl süren peygamberlik devrinin 13 yıllık "Mekke Devri" sona
ermiş, 10 yıllık "Medine Devri" başlamıştır.(14)
Hz. Peygamber (s.a.s.), Medine'ye geldiklerinde, burada yaşayan yabancılarla,
dayanışma temeli üzerine bir antlaşma
imzalamıştı. Bu antlaşma, İslâm Dininin Müslüman olmayan topluluklarla barış
içinde yaşamaya ve onlarla dâima iyi ilişkiler
içinde olmaya ne kadar önem verdiğini göstermektedir. Yine Sevgili Peygamberimiz,
Mekke'den gelen göçmenlerle Medine'li
Müslümanlar, yani "Muhacirler" ile "Ensar" arasında kardeşlik
kurmuştu. Bu kardeşlik esasına göre, Medine'li
Müslümanlar mallarının yarısını göçmen kardeşlerine vermişlerdi ki, tarihte bu
dayanışma ve yardımlaşmanın bir benzerini daha
göstermek mümkün değildir. Böylece, Medine şehrinde ilk İslâm topluluğu,
kardeşlik ve dayanışma temelleri üzerine oluşmaya
başlamıştır.
Böylece Hicret, ilk Müslümanların, sıkıntılı günlerden kurtulmalarına ve
kardeşlik esası üzerine kurulan toplum hayatına
kavuşmalarına vesile olmuştur.
Ayrıca İslâmiyet, Mekke şehri hudutları dışına Hicret'le taşmış ve bu güneş,
dünyaya Medine ufuklarından yayılmıştır.
Yazımı "HİCRET" başlıklı aşağıdaki şiirle bitirmek istiyorum:
HİCRET

Mekke'yle Medine arası yollar;
Çizik çizik, hasret arası yollar.
Vardığı her nokta yine başlangıç;
Gitgide Allah'a varası yollar.
Mekke'yle Medine arası yollar.


Bu çıplak yollarda ne in, ne de cin,
Yalnız iki çift nurdan güvercin.
Bunlar iki dostun ayakları ki,
Yolları göklere bağlayan perçin.
Bu çıplak yollarda ne in, ne de cin.


Hicret, yurtdışında aranan destek
Dâvâ sahibine öz yurdu köstek;
Merkezi dışardan sarmaktır murad,
Merkezi çevreden fethidir istek.
Hicret, yurtdışında aranan destek.


İnsan kaçar, ufuk kaçar beraber,
Ufukta, varılmaz gâyeden haber.
O ki, eteğinde, ufuk ve gâye,
O ki, Gaye -İnsan, Ufuk- Peygamber.
İnsan koşar, ufuk kaçar beraber.


Ayakta, Medine Müslümanları,
İslâm'ın "Yardımcısı" kahramanları...
Rasûller Rasûlü uğruna fedâ
Malları, canları, hânümanları...
Ayakta, Medine Müslümanları. (15)


1- Şuarâ, 214.
2- El-Buhârî, 4/255; Tecrid-i Sarih ter
cemesi, 10/86.
3- Prof. Dr. Muhammed Hamidullah;
İslâm'a Giriş, Çev. Cemal Aydın,
T.D.V.Yayınları, Ankara 1996, s,
13,14.
4- Enfâl, 30.
5- Yâ-Sîn, 9.
6- İbn-i Mâce 2/1037 (Hadis no:
3108);
Tirmizi, 5/722 (Hadis No: 3925)
7- Tevbe, 40.
8- El-Buhâri; 4/263; Tecrid-i Sarih ter
cemesi, 10/119 (Hadis No: 1557)
9- İrfan YÜCEL, Peygamberimizin Ha
yatı, D.İ.B. Yayınları, Ankara 1998
s:88-94.
10- Tevbe, 108.
11- İbn-i Mâce, Sünen, C. 1, S.
343. (Hadis No: 1081)
12- İbn-i Hişâm, 2/147.
13- Mevlânâ Şiblî, Asr-ı Saâdet, Terc.
Ö. Rıza Doğrul, İst. 1973, C. 1, s.
203.
14- YÜCEL, a.g.e, 98, 99, 100.
15- Necip Fâzıl KISAKÜREK


Kaynak: Diyanet dergisi, Sayı 103, 1999

    Forum Saati Salı 19 Haz. 2018, 02:37