WEP ARISI SİTEMİZE HOŞGELDİNİZ

WEP ARISI SİTEMİZE HOŞGELDİNİZ

***Wep Arısı Arı Bir Sitedir. Wep Arısı Gerçek Düşünçeyi Yansıtan Sitedir***


HICRET

Paylaş
avatar
Beautiful

Mesaj Sayısı : 151
Points : 31538
Reputation : 7
Kayıt tarihi : 07/12/12
Yaş : 38

HICRET

Mesaj tarafından Beautiful Bir C.tesi 01 Haz. 2013, 02:50


HICRET




Bir yerden baska bir yere göç etmek.

Hz. Peygamber (s.a.s) ve ashabinin Islâm devletini kurmak üzere
Mekke'den Medine'ye göç etmeleri.

Rasûlullah Mekke'de teblig görevini sürdürürken
Kureysliler de inkârlarinda diretiyorlardi. Peygamberimiz teblig görevini
Mekke'nin disina tasirmak istiyordu. Bu nedenle Taif'e gitti. Tâifliler de
Kureysliler gibi inkârcilikta direnmisler ve Peygamberimizi tasa
tutmuslardi. Peygamberimiz onlarin bu cahilce hareketleri karsisinda
yilmamistir. Özellikle hacc mevsiminde Mekke disindan gelen insanlarla görüs
üyor onlara Islâm'i anlatiyordu. Peygamberimiz bir gün Akâbe
mevkiinde Medineli alti ki si ile karsilasti. Onlara Ku r'ân okudu ve Islâm'a
davet etti. Medineliler Peygamberimizle konustuktan sonra durumu kendi
aralarinda degerlendirdiler.

"Yahûdilerin gelecegini bildikleri ve kendisiyle bizi
korkuttuklari peygamber bu olmasin" dediler. Yahûdilerden önce müslüman
olmanin geregine inanip müslüman oldular.

Medine'de bulunan Yahudiler bir Peygamber'in gelecegini biliyorlardi.
Medinelilerle aralan açilan Yahudiler onlara "Bir Peygamber gönderilmek
üzeredir. O Peygamber gelince biz ona tabi olacagiz, Irem ve Âd
kavimleri gibi sizin kökünüzü. kaziyacagiz" diyorlardi.

Akabe'de Müslüman olan Medineliler memleketlerine gittiklerinde bu
durumu yakinlarina aktardiktan bir yil sonra, daha önceki Müslümanlarla
birlikte on iki kisilik bir topluluk Hacc için Mekke'ye geldi. Bunlar
Peygamberimizle görüstü ve "hirsizlik yapmamak, zina
etmemek, çocuklari öldürmemek, iftira etmemek, Allah ve Rasûlüne
muhalefette bulunmamak hususunda" peygamberimize söz verip bey'at
ettiler.

Peygamberligin onüçüncü yilinda Medineli müslümanlardan
yetmis iki kisilik bir grup hacc için Mekke'ye geldiler. Peygamberimizle
Akabe mevkiinde görüsmek üzere toplandilar.

Hz. Peygamber (s.a.s), amcasi Abbas'la birlikte Akabe'ye geldi. Abbas henüz
müslüman olmamisti. Ebu Talib'in vefatindan sonra peygamberimizle daha
çok ilgilenmeye baslamisti. Bu ilgi kabile bagindan ileriye gitmiyordu.
Toplantida ilk konusmayi Abbâs yapti; "Ey Hazrec toplulugu, bu benim
kardesimin ogludur. Benim yanimda insanlarin en sevgilisidir. Siz onu tasdik
ediyor onun getirdiklerine inaniyor ve kendisini alip götürmek
istiyorsaniz, sizden bu hususta beni tatmin edici bir söz almak isterim.
Siz ona vereceginiz sözü yerine getirebilecek ve kendisini
muhaliflerinden koruyabilecek misiniz? Bunu geregi gibi yaparsaniz ne iyi; yok
eger Mekke'den çiktiktan sonra kendisini yardimsiz birakacak rüsvay
edecekseniz simdiden bu isten vazgeçiniz, onu birakimi. Yine kavmi
arasinda ve yurdunda izzet ve serefiyle korunmus olarak yasasin."

Hz. Abbas'tan sonra Hz. Peygamber (s.a.s) konustu. Bundan sonra Medineli müslümanlar
düsüncelerini söylece açikladilar: "Allah'tan
getirdiklerine bilerek ve inanarak sana bey'at ediyoruz. Biz, Rabbimiza bey'at
ediyoruz Allah'in kudret eli ellerimizin üzerindedir. Kendimizi,
ogullarimizi, kadinlarimizi esirgeyip korudugumuz seylerden seni de, esirgeyip
koruyacagiz. Eger bu ahdimizi bozarsak, Allah'in ahdini bozan, yaramaz, bedbaht
insanlar olalim. Ya Rasûlallah! Biz ahdimizde sadikiz".

Peygamberimiz iki sart ileri sürdü, "Rabbim için
sartim: O'na hiç bir seyi ortak kosmamaniz yalniz O'na ibadet etmeniz,
kendinizi, çocuklarinizi, kadinlarinizi esirgeyip korudugunuz seylerden,
beni de esirgeyip korumanizdir" buyurdu. Medineliler: "Böyle
yaptigimiz zaman bizim için ne var" dediler. Allah Rasûlü
de: "Cennet var" buyurdular. Medineliler "bu kârli alis
veristir" deyip Allah Rasûlüne bey'at ettiler.

Mekke müsrikleri Akabe bey'atlariyla ilgili haberi alinca Allah Rasûlünü
Mekke disina çikarmamak için önlemler almaya basladilar. Bir
müddet sonra peygamberimiz müslümanlarin Medine'ye hicret
etmelerine izin verdi. Ilk olarak Cahsogullari hicret ettiler. Bunlardan sonra
Hz. Ömer hicret için önce silahini kusandi, Kâbe'yi tavaf
etti. Çevrede bulunan müsriklere de hicret etmekte oldugunu
bildirdi. "Anasini aglatmak karisini dul birakmak isteyen varsa beni
izlesin" diyerek büyük bir grup sahabe ile birlikte hicret etti."

Hz. Ömer'den sonra Hz. Hamza ve diger müslümanlar hicret
ettiler.

Hz. Ebû Bekir de hicret etmek istiyordu ancak, Peygamberimiz ona "acele
etme, belki Allah sana bir arkadas bulur" diyerek beklemesini söyledi.
Bunun üzerine Hz. Ebu Bekir iki deve satin alip, hicret edecegi günü
beklemeye basladi.

Kureysliler müslümanlarin Medine'de tutunduklarini görünce
telasa düstüler. Peygamberimizin hicretine engel olabilmek için
Darü'n-Nedve adi verilen meclis binasinda toplandilar. Çesitli
fikirler ve düsünceler ileri sürerek sonuçta Ebû
Cehil'in düsüncesinde karar kildilar.

Ebu Cehil, her kabileden bir delikanlinin seçilmesini, bunlarin hep
birlikte Peygamberimizi öldürmelerini teklif etti. Böylece Abdi
Menâçogullarinin bütün kabilelerle çarpisamayacagini,
kan davasindan vazgeçeceklerini bildirdi.

Onlar bu tip hileler düsünürlerken Peygamberimiz Hz. Ebû
Bekir'in evine vardi. Allah'in kendilerine hicret iznini verdigini bildirerek
yol hazirliklarina baslanildi. Mekkelilere ait bazi emanetlerin sahiplerine
teslim edilmesi ve müsrikleri yaniltmak amaciyla Hz. Ali'ye Peygamberimizin
evinde kalmasi emredildi.

Gecenin geç vaktinde müsrikler Peygamberimizin evini kusattilar.
Allah Rasûlü Kur'ân okuyarak Allah'a siginmis böylece müsriklerin
arasindan görünmeden geçmistir. Bir müddet sonra müsrikler
Peygamberimizin yataginda yatanin Hz. Ali oldugunu görünce hayrete düsmüs
ve tuzaklarinin bosa gittigini anlamislardir.

Rasûlullah (s.a.s) Hz. Ebu Bekir'le birlikte Sevr Dagi'na dogru yol
alip Hira magarasina gizlendiler. Bu dag Medine tarafinda degil, Cidde tarafinda
Mekke'nin kuzey batisinda yer aliyordu. Müsrikleri sasirtmak için de
böyle bir yola basvurulmustu.

Müsrikler hz. Ali'yi ve Hz. Ebû Bekir'in kizi Esma'yi sikistirmis
fakat bir sey ögrenememis lerdir. Iz sürenleri yanlarina aldilar; dag,
tepe demeden her tarafi aradilar. Bir ara magaranin agzina kadar geldiler,
magaranin önüne bir güvercinin hemen Rasûlullah'in oraya
girmesinden sonra yuva yaptigini, örümcegin ag örttügünü
görünce Allah Rasülünün magarada gizlenmesinin mümkün
olabilecegini düsünemediler. Elleri bos olarak geri döndüler.

Hz. Peygamber (s.a.s) ile Hz. Ebu Bekir bu magarada üç gün
kaldilar. Hz. Ebu Bekir'in oglu Abdullah ve kizi Esma onlara yemek tasidilar.
Hz. Ebu Bekir'in çobani da koyunlarini Abdullah'in geçtigi yerlere
sürerek izlerini silmeye çalisti. Yol Kilavuzu Uraykit Peygamberimiz
ve Hz. Ebubekir'in binecegi develeri getirdi. Peygamberimiz devenin ücretini
Ebu Bekir'e ödeyerek yola koyuldular. Yolculukta geceleri yol aliyor, gündüzleri
gizleniyorlardi.

Kureysliler, Peygamberimizi bütün ugraslarina ragmen bulamayinca
saskina döndüler. Onu bulana yüz deve vereceklerini vadettiler.
Bu ödül herkesi heyecanlandirdi. Yüz deveye sahip olabilme ümidiyle
her tarafi aramaya basladilar. Her yöne haberciler gönderildi. Bu
habercilerden birisi de Süraka'nin yurduna gelmisti. Onlar da Allah Rasûlünü
bulabilmek ve yüz deveye sahip olabilmek için firsat kolluyorlardi.
Bir gün adamin birisi üç kisilik bir yolcu kabilesinin gitmekte
oldugunu gördü. Bunu bir toplulukta anlatti. Süraka uyanik bir
kimse idi. Adami yaniltmak ve sözü kesmek için onlar
falancalardir dedi. Adam da kesin bir sey bilmediginden susmak zorunda kaldi.
Bunun üzerine Süraka evine geldi. Atini ve oklarini hazirladi.
Belirtilen yöne dogru hizla yol almaya basladi. Süraka kisa bir müddet
sonra Peygamberimiz ve Hz. Ebû Bekir'e yetisti. Onlara "bugün
seni benden kim kurtarabilir" diye bagirdi. Peygamberimizin duasiyla Süraka'nin
atinin ön ayaklari kuma gömüldü. Böylece Allah bu kutsî
Medine yolculugunda Rasûlünü yalniz birakmamis ve onu
tehlikelere karsi bir kez daha korumustu.

Atinin kuma gömülmesi sonucunda gerçegi anlayan Süraka
affini rica etti. Peygamberimiz de ona dua ederek affetti. Süraka minnet
altinda kalmak istemiyordu. Peygamberimize ikramda bulunmak istiyordu.
Peygamberimiz de onun hiç bir ikramini kabul etmek istemedi. Ikraminin
kabul edilebilmesi için müslüman olmasinin gerektigini ögrendi
ve müslüman oldu.

Kureys'in vadettigi yüz deveye sahip olmak isteyenlerden birisi de Büreyd
idi. O da kendi kabilesinden yetmis atli ile yola çikmis, Peygamberimize
yetismisti. Ancak bütün gayretlerine ragmen muvaffak olamamis sonuçta
Büreyd'e Islâm teblig edildi. Büreyd ve yanindakiler müslüman
oldular. Büreyd, peygamberimi zin Medine'ye bayraksiz girmesinin uygun
olmayacagini düsünerek, basindan sarigini çikardi, mizraginin
ucuna bagladi, böylece Medine'ye kadar Peygamberimizin bayraktarligini
yapmis oldu.

Peygamberimizin Mekke'den çiktigini duyan Medine'deki müslümanlar
yollari gözlüyorlardi. Her gün günesin dogumundan önce
Harra mevkiine çikiyorlar, sicak bastirincaya kadar bekliyorlardi. Bir gün
Yahudi'nin birisi bir isiyle ilgili olarak yüksek bir kuleye çikip
etrafi gözetlemeye baslamisti. Peygamberimizin ve arkadaslarinin gelmekte
oldugunu gördü. Kendisini tutamayarak heyecanla " ey Arap
toplulugu! Iste nasibiniz, devletliniz, beklediginiz ulu kisiniz geliyor"
diyerek Rasûlullah'in geldigini onlara haber verdi.

Medineliler yollara dökülüp Peygamberimizi karsiladilar.
Peygamberimiz burada bir müddet kaldi ve Kuba Mescidi'ni insa ettirdi. Hz.
Ali de Kuba'da Rasûlulah'a yetisti.

Süheyb b. Sinan da hicret etmek için yola çikmisti.
Kureysliler onun yolunu çevirdiler, göndermek istemediler. Süheyb,
biriktirdigi bütün serveti Kureyslilere birakmak sartiyla yoluna devam
etti.

Peygamberimiz bir kaç gün sonra Medine'ye hareket etti.
Hareketinden önce Neccârogullarina kendisini Medine'ye götürmeleri
için haber gönderdigi de rivayet edilmektedir. Abdulmuttalib'in
annesi Neccarogullarinin kiziydi. Dolayisiyla Neccarogullari Abdulmuttalib'in
dayilari oluyordu.

Neccarogullari Peygamberimizi Medine'ye götürdüler. Halk
Peygamberimizi agirlamak için can atiyordu. Allah Rasûlü hiç
kimseyi kirmak istemiyordu. " Devenin yolunu açiniz. Nereye çökecegi
ona buyrulmustur" diyordu. Deve bos bir araziye çöktü.
Peygamberimiz bu araziye akrabalarindan kimin evinin yakin oldugunu sordu. Böylece
Neccarogularindan Ebu Eyyûb El-Ensâri'nin evine misafir oldu.

Hz. Peygamber (s.a.s)'in Medine'ye gelisi Medineli mü'minleri büyük
bir sevince bogdu.

Bütün mü'minler, evlerinin damina çikmis; gençler
ve hizmetçiler yollara dökülmüsler "Yâ Rasûlallah!
Yâ Muhammed! Yâ Rasûlallah!" diyerek bagiriyorlardi. (Müslim,
Sahih, VIII, 237). Çocuklar ve hizmetçiler, yollarda ve damlarda "Rasûlullah
geldi! Allahû ekber! Muhammed geldi! Allahû ekber! Muhammed geldi!
Allahu ekber, Muhammed geldi! diyorlar, Habesliler de, sevinçlerinden
kiliç kalkan oynuyorlardi (Ebû Davud Sünen, II, 579)

Kadinlar ve çocuklar, hep bir agizdan: "Vedâ tepelerinden
dolunay dogdu bize! Allah'a yalvaran oldukça, sükür etmek
gerekir halimize, Ey bize gönderilen Peygamber! Sen boyun egmemiz gereken
bir emr ile geldin bize" diye siirler okuyorlardi (Semhudî, Vefaü'l-Vefa,
I,187, Halebi insanü'l-Uyun, II, 58).

Berâ' b. Âzib: "Peygamber (s.a.s) Medine'ye gelince,
Medinelilerin Rasûlullah'a sevindikleri kadar hiç bir seye
sevindiklerini görmedim demistir.

Enes b. Mâlik de: "Ben, Rasûlullah'in Medine'ye girdigi günden
daha güzel, daha parlak bir gün görmedim" der (Ibn Sâ'd,
Tabakat, I, 233, 234).

Rasûlullah Medine'ye varinca mü'minlerin her biri kendi evinde
agirlamak istediler ve bu konuda yarisircasina hareket ettiler. Rasûlullah'i
misafir edebilmek için devesinin önüne geçiyorlardi.
Efendimiz onlara "Devenin yolunu açiniz! Nereye çökecegi
ona emir buyurulmustur" diyordu (Semhûdî-Vefâü'l-Vefâ,
I,183).


TARIHTE HICRET: HZ. IBRAHIM (A.S)'IN HICRETI:

Hz. Ibrahim, kendi kavmine Allah'in dinini anlatmada hiç bir engel
tanimamis, Nemrut'un zorbaligina boyun egmemis, bir bir iskencelere maruz
kalmasina ragmen yolundan dönmemistir. Fakat O'nun bütün
gayretleri bir netice dogurmamis ve toplumunu küfür batakligindan çekip
almamistir. Artik netice belli olmustur; kavmi kendi dogrultusunda gitmektedir.
Hz. Ibrahim de tevhid üz ere yoluna devam etmektedir.

Hz. Ibrahim kavminin iman etmesine imkân ve ihtimal kalmadigini
anlarinca, sapiklik ve küfür diyarindan uzak kalmak amaciyla, her
seyiyle yalniz Allah'a kulluk edebilmek için hicret etmistir (Elmalili
Muhammed Hamdi Yazir, Hak Dini Kur'ân Dili, II, 1437).

Hz. Peygamber (s.a.s) de söyle buyurmustur: "Her kim diniyle bir
yerden bir yere hicret ederse, gittigi yer bir kars i yer de olsa Cennet'te
Ibrahim ve Muhammed (s.a.s) onun arkadasi olur."

ASHAB-I KEHF'IN HICRETI:

Batil düzenler, gerçekten Hakk'a inananlara hayat hakki tanimak
istemezler. Onlar gerektiginde bütün zulüm mekanizmalarini
inananlarin aleyhine çalistirmaktan geri durmazlar. Çünkü,
yarasanin isiktan ürktügü gibi, onlar da inananlarin gerçekleri
ve mutlak dogrulari gözleri önüne sermeleri böylece kendi
menfaatlerinin ortadan kalkmasindan, ilahlik davalarinin sahteliginin ortaya çikmasindan,
sömürü çarklarinin durmasindan endiselenirler, korkarlar.
Tarih boyunca inananlara zâlim düzenler eliyle yapilan zulüm,
baski ve siddetin asil nedeni budur. Bugün yeryüzünün her bölgesinde
müslümanlar üzerindeki baski ve terör bundan
kaynaklanmaktadir.

Kur'ân-i Kerîm Ashab-i Kehf'ten: "Rablerine inanan gençler"
(el-Kehf, 18/13) olarak söz etmektedir. Bunun üzerine; "Allah da
onlarin hidayetlerini artirmisti". Ashab-i Kehf'in, kavimleri Allah'tan
baska tanrilara taptiklari için onlardan uzaklasmalarini Kur'ân övgüyle
anlatmaktadir. Onlar bu davranislariyla dogru yolu bulman ve Allah'in rahmetine
kavusmayi gaye edinmislerdi.

"... Sunlar, su bizim kavmimiz, Ondan (Allah'dan) baska tanrilar
edindiler. Bunlarin üzerine bari açik bir delil getirseydiler ya?
Artik yalan yere Allah 'a karsi iftira edenlerden daha zâlim kimdir?"
dediklerinde, onlarin kalplerini (sabir ve sebat ile hakka) baglamistik."

(Birbirlerine söyle demislerdi):

"Madem ki siz onlardan ve Allah'tan baska tapmis olduklarindan
ayrildiniz, o halde magaraya (çekilip) siginin ki; Rabbiniz size
rahmetinden genislik versin, isinizden de size fayda hazirlasin " (el
Kehf,18/ 14,16) Böylece onlar, zâlim bir toplum içinde
yasayip, dinlerini açiga vuramamaktansa magaraya çekilip orada
inançlarini yasamayi tercih etmisler ve son derece az olduklari için,
mevcut düzene karsi duramayacaklarini anlamis bulunuyorlardi.

HABESISTAN'A HICRET:

Islâm'in ilk yillarinda, sahabîlerin önemli bir kismina ve özellikle
zayif ve kimsesizlere, "Rabbiniz Allah'tir" demeleri nedeniyle sayisiz
zulümler uygulaniyor, dinlerinden vazgeçirmeleri için onlara
büyük baskilar yapiliyordu. Peygamber Efendimiz, sayilari yüzü
bulan sahabiye Habesistan'a hicret etmelerini tavsiye etti. Orada kendilerini
himaye edecek iyi niyetli bir hükümdarin varligindan söz etti.
Bunun üzerine Habesistan'a iki defa hicret edildi.

Mekke o siralarda gerçekten Islâm gibi e ssiz, tevhide dayali yüce
bir inanç ve hayat düzenini kabul edenler için agir sartlari
bulunan bir ortamdi. Habes istan'da da Islâmî bir düzenin
varligindan söz edilemezdi ama. en azindan orada dini hürriyet vardi
ve zulüm yoktu. Diger taraftan Islâm ülkesi diyebilecegimiz bir
yerin de varligi söz konusu degildi. Henüz böyle bir tesebbüse
girebilmek için gerekli sart ve imkanlardan da müslümanlar
tamamiyla mahrum bulunuyorlardi. Bu nedenle Dârü'l- Küfr olan
Mekke'yi birakip Darü'l-Emin (güven ülkesi)'e göç için
bir izin verilmis oluyordu...

HICRETIN HÜKMÜ:

Kur'ân'in bir çok âyeti hicretten, hicretin gereginden,
hicret edenlerden ve etmeyenlerden... söz eder.

Hicretin ne denli önemli olduguna su âyetler gayet açik
bir sekilde isaret etmektedir:

"Öz nefislerinin zâlimleri olarak canlarini alacagi
kimselere melekler derler ki: "Ne iste idiniz?" Onlar: "Biz yeryüzünde
dinin emirlerini uygulamaktan aciz kimseler idik" derler. Melekler de: "Allah'in
arzi genis degil miydi? Siz de oradan hicret etseydiniz ya" derler. Iste
onlar böyle. Onlarin barinaklari Cehennemdir. O ne kötü bir
yerdir. Erkeklerden, kadinlardan, çocuklardan zayif ve acz içinde
birakilip da hiçbir Çareye gücü yetmeyen ve (hicret) için
bir yol bulamayanlar müstesna" (en-Nisâ, 4/97, 98).

Bu âyetlerin inis sebebi hakkinda Ibn Abbas (r.a) sunu nakletmektedir:

"Peygamber (s.a.s) zamaninda bazi müslümanlar müsriklerle
birlikte durup onlarin sayilarinin artmalarina neden oluyorlardi. (savas
sirasinda) ok, onlardan bazilarina isabet edebiliyor veya boynu vurulup öldürülebiliyordu.
Bunun üzerine bu ayetler nazil oldu. Yine Ibn Abbas (r.a.)'in rivayet
ettigine göre; bir kisim Mekkeliler Islâm'a girmi s, fakat müslümanliklarini
açiga vurmamislardi. Bedir savasi gününde müsrikler onlari
da beraberlerinde savasa götürdüler ve bazilari bu savasta öldü.
Müslümanlar bunun üzerine: "Bizim arkadaslarimiz müslüman
idiler, savas a zorla sokuldular" deyip, onlara Allah'tan magfiret
dilediler. Bunun üzerine bu âyetler nazil oldu" (Ibn Kesîr,
Tefsiru'l-Kur'âni'l-Azim, I, 542).

Demek ki mü'minler, bu gibi durumlard a "biz Islâm'i ayakta
tutamayacak kadar zayif kimseler idik" demekle kendilerini
kurtaramayacaklardir. Çünkü bunlar Islâm'i tamamiyle
yasayabilmek için herhangi bir tesebbüste bulunmamislar ve böylece
"kendilerine zulm etmislerdir" fakat, gerçekten hicret
edemeyecek durumda bulunan zayif kimseler bundan müstesnadir.

Bu âyetler, müsrikler arasinda bulunup da dinini ayakta tutamayan
herkesi kapsamaktadir. Hicret edebilecek durumda olup da hicret etmeyenlerin,
kendi nefislerine zulmetmis olduklari ve bu ayetin hükmüne göre,
haram isledikleri icmâ ile kabul edilmis tir (Ibn Kesîr Tefsîr,
I, 542). Bu hüküm kiyamete kadar bakîdir ve genel bir hükümdür.
Herhangi bir durum onu, dinini yas ayabilecegi, inancinin gereklerini yerine
getirebilecegi Darü'l-Islam'a hicret etmekten alikoymaz.

Hanbelî hukukçulara göre bir kimsenin, Darü'l-
Harp'te dinini açiga vurup yasayabiliyor bile olsa, müslümanlarin
sayisini çogaltmak ve cihada katilabilmek için Dârü'l-Islâm'a
hicret etmesi sünnet olur. Hanefi mezhebinde ise küfür diyarindan
Islâm diyarina hicret etmek vaciptir. S âfiîlerden el-Mâverdî'ye
göre de, müslüman herhangi bir küfür beldesinde dinini
açiga vurabiliyorsa, orasi onunla Daru'l-Islâm olmu s olur. Orada
durmak, hicret etmekten daha iyidir. Çünkü böylelikle
kendisinden baskalarinin,da Islâm'a girmeleri umulabilir. Ancak el-Mâverdî'nin
bu görü süyle, konu ile ilgili olarak Darü'l-Harp'ta kalmayi
haram kilan ayet ve hadisler arasindaki aykirilik açiktir. Hicret hükmü,
Darü'l-Harp'te müslüman olup oradan uzaklasabilecek güçte
olan herkes için geçerlidir (es-Sevkânî, Neylü'l-Evtâr,
VIII, 28, 29). Darü'l-Harp'ten hicret etmenin, herhangi bir ma'siyetin is
lenmesi veya herhangi bir emrin yerine getirilmemesi veya Islâm devlet
baskaninin istemesiyle vacip olacagi konusunda icmâ' vardir (es-Sevkânî,
a.g.e., VIII, 29).

Kisi "ben hicret edecegim ama, gidecegim yer tanimadigim, yabancisi
oldugum bir yerdir. Acaba orada geçimimi saglayabilecek miyim? Sonra ne
zaman gelecegi bilinmeyen ölüm, beni yolda yakalarsa hicret etmis
sayilabilir miyim..." gibi bir takim düsünceleri içinden
geçirebilir. Ancak bunlar yersiz düsüncelerdir. Çünkü:
"Kim Allah yolunda hicret ederse, yeryüzünde gidecek, barinacak
bir çok yerler bulur, genislik de bulur. Kim evinden Allah ve Rasûlüne
muhâcir olarak çikip da sonra yolda ölürse, onun mükâfati
Allah'a aittir (en-Nisâ, 4/1II). Bu bakimdan ne rizik endisesi ne de "yolda
ölüm" düsüncesiyle farz olan hicretten geri kalamaz.

Yeryüzü iman-küfür mücadelesinin alanidir. Bu mücadelede
kimi zaman iman bazan da küfür egemen olmustur. Mü'minler Islâmî
kimliklerini yitirdikleri, imanî zaaflara düs tükleri, Islâmi
ilimlerin yeterince tahsil edilmedigi ve cehaletin yayginlas tigi dönemlerde
küfür Islâm'a gâlib gelecektir. Islâmî
ilimlerin çok iyi bilindigi, Islâm'in yasandigi, imanin kalb
atislarinda bile hissedildigi dönemlerde ise kuskusuz Islâm egemen
olacaktir.

Islâm'in ve küfrün egemenligi ya da seytana zaman zaman
firsat verilmesi insanin ve yeryüzünün kanunu hükmündedir.
Dolayisiyla mü'minler Islâm'in egemen olmadigi toplu mlarda yasama
durumunda kalabilirler. Bundan dolayi hicret zaman zaman gündeme gelebilir.
Hicret dönemi asla kapanmaz, Mekke'nin de fethinden sonra hicret gündeme
getirilemez; hicret tarihin belirli bir dönemine ait bir olay degildir.
Hicret süreklilik arzeder ve kiyamete kadar kaimdir.

Mekke'nin fethedildigi gün Abdurrahman b. Safvan (r.a) babasini
getirerek, Rasûlullah'a babasinin da hicret sevabindan payini almasini
istedigini bildirdi. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz: "Artik hicret
yoktur" diye cevap verir. Rasûlullah'i bu konuda yumusatmak amaciyla,
amcasi Hz. Abbâs'in yanina gider ve bu konuda kendisine yardimci olmasini
ister. Hz. Abbâs .(r.a), Peygamber (s.a.s)'e "Allah askina kabul et"
derse de, Hz. Rasûlullah su cevabi verir: " Amcamin yeminini yerine
getiririm, ama hicret yoktur" Hadîsin râvilerinden olan Yezid
b. Ziyâd: "Halki Islâm'in egemenligi altina girmis bulunan bir
yerden hicret edilemez, demek istiyor" diye hadisi açiklamis tir
(Ibn Mace Keffâret).

Burada görüldügü gibi Mekke'den hicret etmek artik söz
konusu degildir. Çünkü, hicretten maksat gerçeklesmis
bulunuyor. Artik Mekke'nin kendisi fethedilmek suretiyle Darü'l-Islâm
olmu s ve Islâm'in bütünüyle hayata yansiyacagi bir yer
haline gelmistir. Allah'tan baska hiçbir varligin hâkimiyetinden söz
edilemeyecektir.

Diger bir kisim hadislerde ise, hicretin sürekliliginden söz
edilmektedir:

"Kâfirlerle savasildikça hicretin sonu gelmeyecektir
(es-Sevkânî a.g.e., VIII, 27). "Hicretten sonra hicret
olacaktir. Yeryüzünün en hayirlilari, Hz. Ibrahim'in hicretini
kendisine örnek alanlardir" (Ebû Davûd, Cihad).

Bu hadislerden anlasildigina göre, Islâm hâkim oldugu bir
yerden hicret etmenin farz veya vâcib olmasi söz konusu degildir.
Ancak Darü'l-Harb'den Darü'l-Islâm'a hicret etmemin vucûbu
kiyamete kadardir. Ebu Bekr Ibnü'l-Arabî: "Hicret, Peygamber
(s.a.s) zamaninda farz idi. Kendi dini veya nefsi için korkusu olan
herkese farz olarak devam etmektedir. Kesilen hicret Mekke'nin fethinden sonra,
Mekke'den Medine'ye olan hicrettir" (es-Sevkânî a.g.e., VIII,
29) der.

Hicretin hayata yansimasinda genel etkenlerden biri de Islâm devlet ba
skanidir. Halife, mü'minlerin bir yerden bir yere hicret etmelerini
isteyebilir. Mü'minler de buna aymak zorundadirlar. Zira müslümanlar
Halifenin Islâm'a muhalif olmayan bütün emirlerine uymak
zorundadirlar. Hilafet, Islâm'in bütün hükümlerinin
direkt ya da dolayli olarak baglantili oldugu bir müessesedir.

Peygamber Efendimiz, bazan büyük kalabaliklari bile hicret edip
etmemekle serbest birakmistir. Gönderdigi askerî müfreze
(seriyye) kumandanlarina verdigi tâlimât arasinda s unlari da görmekteyiz:
".. Onlari Islâm'a davet et. Kabul ederlerse, sen de bunu kabul et ve
onlarla sava sma. Sonra bulunduklari yerden muhâcirlerin yurduna hicret
etmelerini iste. Bunu yaptiklarinda do muhacirlerin leh ve aleyhlerinde olanin,
kendilerinin de leh ve aleyhlerine olacagini bildir. Eger hicret etmeyecek
olurlarsa, durumlarinin bedevî müslümanlarin aynisi olacagini
onlara bildir. Onlara mü'minlere uygulanan Allah'in hükümleri
uygulanacok, ancak müslümanlarla birlikte cihada katilmadikça
fey' ve ganimetten pay alamayacaklardi r" (Ibn Kesîr, Tefsîr,
III, 329).

Hicretin devlet politikasinda önemli bir yeri olmalidir. Islâm
Devleti, durumuna göre hicretle ilgili bir takim düzenlemelere
girismek zorundadir.

Bu gibi istisnâî durumlarin maksat ve nedenleri arastirildiginda
bazi zümrelerin bundan istisna edilmesi de tamamen toplumun iyilik ve
hayriyla yakindan ilgilidir. Mesela: Müzeyne, Medine'nin 35 km. uzagindaydi
ve yüzlerce savasçiya sahipti. Bunlarin bulunduklari topraklarda
birakilmasi, Islâm Devlet topraklarini genisletme maksadini tas iyordu.
Bunlarin Islâm ülkesine hicret etmeleri birçok iktisâdî
zorluklarin dogmasina neden olacak ve terkedilmis verimli topraklar ve sular,
yabancilari ve belki de Islâm düsmanlari tarafindan is gal edilecekti
(Muhammed Hamidullah, Islam Peygamberi, II, 277, 278). Bu bakimdan Peygamber
Efendimiz Islâm devleti sinirlarinin genislemesi ve müslümanlarin
savas gücünün artirilmasi noktasindan hareket etmis ve duruma göre
hicret üzerinde durmustur. Hicretin diger bir amaci da; Islâm
devletinin gücünü art tirmaktir.

HICRET EDENLER VE ECIRLERI:

Allah (c.c) için yapilan her hareket, tavir ve söz'ün
karsiliksiz kalmasi mümkün degildir. Allah için bulundugu yeri,
bin bir zorluk altinda terk eden ve bununla Islâm'i daha iyi yasamayi,
Allah'a daha mükemmel bir sekilde kullukta bulunmayi amaçlayan bir
kimsenin eli bos döndürülmesi düsünülemez. Allah
(c.c) Kur'ân-i Kerîm'de, hicret edenlere müjdeler vermektedir:

"Muhakkak iman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda cihad edenler,
iste onlar, Allah'in rahmetini umabilirler" (el-Bakara, 2/ 219; et-Tevbe,
9/2I).

"Muhacir ve ensardan daha önce iman etmis olanlarla (sonradan)
onlara ihsan ile uyanlardan Allah razi olmustur. Ve onlar da Allah (in
kendilerine verdigi nimet ve sevap)dan razi olmuslardir. Onlar o cennetlerde
ebedî kalicidirlar" (et-Tevbe, 9/1II).

"(Kendilerine) Zulmettikten sonra Allah yolunda hicret edenleri dünyada
iyi bir sekilde yerlestirecegiz elbette, ahiretteki ecir (leri) ise daha büyüktür.
Keske ölmüs olsalardi" (en-Nahl, 16/41).

Amr b. el-Âs (r.a), Rasûlullah'a kendisinin günahlarinin
affedilmesi sartiyla bey'at edecegini söyleyince, Rasûlullah'tan su
cevabi aldigini anlatmisti: "Sen Islâm'in kendisinden (yani kisi müslüman
olmadan) önce islemis günahlari yok ettigini bilmiyor muydun? Hicretin
ve haccin da ayni sekilde (bunlar yapilmadan önce) islenmis günahlari
silip süpürdügünü bilmiyor muydun?"

Allah, bütün yeryüzünün ve tüm kâinatin
biricik ve mutlak sahibidir. Bütün varlik âlemini insan için
yaratan ve onlari insanin emrine veren Allah'tir. Insan ise; kendisine kulluk
etmek, Islâm düzenini gerekleriyle birlikte, noksansiz olarak yasamak
için yaratilmistir. Bundan yüz çevirenleri cezalandiracak,
sudan bahanelerle ibadetten geri kalanlarin mazeretlerini kabul etmeyecektir. Ve
bu mazeretler onlari kendi nefislerine zulüm etmis olmaktan"
kurtaramayacaktir. Bu konuda Allahu Teâlâ kullarina söyle
seslenmektedir:

"Ey inanmis olan kullarim, muhakkak, benim mülküm olan yeryüzü
(çok) genistir. O halde (suna buna degil de) yalniz bana ibadet edin
(el-Ankebût; 29/56).

Bu ayetin, Islâm'i açikça ya sayamayan Mekkeli, güçsüz
bir kisim müslüman hakkinda nazil oldugu bildirilmektedir.

Bu ayet, Allah'in inanan kullarina, dinlerini açiga vurup
yasayamadiklari bir yerden, onu kolayca yasayabilecekleri baska bir yere hicret
etmeleri için bir emirdir. Rasûlullah (s.a.s) söyle
buyurmustur: "Memleketler, Allah'in memleketleridir. Kullar da Allah'in
kullaridir. Nerede hayir bulursan orada yerle" ( Ibn Kesîr, Tefsirü'l-Kur'âni'l
Azim, II,14). Bütün insanlar Allah'in kuludur ve yeryüzü de
Allah'indir, bütün genisligiyle yalniz onundur. Arz bütün
insanlari içine alacak kadar genistir. O halde insan bulundugu yerde
dininî, bütünüyle Allah'in emirlerini yasayamiyor, bu
konuda zorluklarla karsi karsiya birakiliyor, Allah'tan baska her seye ve
herkese kul olmasi için zorlaniyor ve bu telkin yapiliyorsa orasi müslümanin
yasayabilecegi yer degildir. Yasayabilecegi yeri aramali ve bulmalidir. "Bütün
yeryüzü Allah'in olduktan sonra, onun Allah indinde en çok
sevileni kullarinin yalniz kendisine ibadet ettikleri yerdir."

Islâm'da hiç bir sey putlastirilamaz, isterse, bu içinde
dogup büyüdügümüz, yakinlarimizin malimizin,
ticaretimizin, aci tatli her türlü hatiralarimizin ve daha nice güzel
seylerimizin bulundugu yer olsun. Müslüman nerede inancini
yasayabiliyorsa, vatani orasidir. "Kisinin bulundugu memlekette yalniz
Allah'a ibadet etmek kolay olmaz; dinini açiga vurmakta zorluklarla
karsilasir, daralirsa, orada baglanip kalmamali, ibadetlerini serbest
yapabilecegi yere gitmelidir. Hicret edip o darliktan genislige çikmak için
ne gerekiyorsa yapmak ve Allah'a kulluk etmek mü'minin prensibi olmalidir"
(Elmali, U.H. Y. Hak Dinî Kur'ân Dili, V, 3790).

Kaynak: Islam tarihi

    Forum Saati Perş. 16 Ağus. 2018, 06:26