WEP ARISI SİTEMİZE HOŞGELDİNİZ

WEP ARISI SİTEMİZE HOŞGELDİNİZ

***Wep Arısı Arı Bir Sitedir. Wep Arısı Gerçek Düşünçeyi Yansıtan Sitedir***


PEYGAMBERLIGI VE MEKKE DÖNEMI

Paylaş
avatar
Beautiful

Mesaj Sayısı : 151
Points : 33368
Reputation : 7
Kayıt tarihi : 07/12/12
Yaş : 38

PEYGAMBERLIGI VE MEKKE DÖNEMI

Mesaj tarafından Beautiful Bir C.tesi 01 Haz. 2013, 02:33


PEYGAMBERLIGI VE MEKKE DÖNEMI




Böylece kendisine verilecek ilâhî risâlet görevini
üstlenebilecek bir seviye ve vasata geldigi bir sirada, kirk yasinda iken
yine böyle bir uzlet aninda Hira magarasinda, Cenâb-i Hakk'in
peygamberlere vahiy getirmekle görevli melegi Cebrâil (a.s), O'na ilk
vahyi, Alak Sûresi'nin ilk bes âyetini getirdi. Artik Allah'in Rasûlü,
insanlari hak din olan Islâm'a çagirmakla görevli idi. O, bu görevine
ailesi halkindan ve hak davaya gönül verebilecek yakin
arkadaslarindan, gerçegi kabul edebilecek kabiliyetde olan, fitrati
bozulmamis, düsünme istidadi körelmemis kisilerden basladi. Ilk önce
O'nu sevgili esi Hz. Hatice tasdik etti. Erkeklerden Hz. Ebûbekir, çocuklardan
Hz. Afi, âzadli kölelerden Zeyd b. Hârise kendisine ilk iman
eden kimselerdi. Ardindan Hz. Ebûbekir'in de araciligiyla Hz. Osman,
Abdurraliman b. Avf, Zübeyr b. el-Avvâm, Talha b. Ubeydullah, Sa'd b.
Ebî Vakkâs, Ebû Ubeyde b. el-Cerrah, Sa'id b. Zeyd, Abdullah
b. Mes'ûd gibi sahsiyetler müslüman oldular. Hz. Peygamber ilk üç
yil davetini gizli sürdürdü. Yalniz bu gizlilik, Islâm'in
esaslari ve prensipleri açisindan degildi. Islâm, sir perdeleri
arkasinda, gizli sakli, esrarengiz ve gizemli, anlasilmaz bir takim düsünceler
ve doktrinler ihtiva eden bir din degildi. Onun esaslari gayet açik, net,
anlasilir, sâde, ari duru olup akil ve mantiga da uygun idi. Ayni sekilde
bu gizlilik, Islâm'in sadece belli bir zümreye has bir grup dini
olusundan da degildi. Aksine Islâmiyet cihansümûl bir din olup
bütün bir beseriyetin hidayet ve saâdetini hedeflemisti. Ancak
Hz. Peygamber'in ilk üç yil davetini gizli sürdürmesi, çevredeki
insanlarin Islâm'a karsi takindiklari düsmanca tavirdan, inanç
ve ibadet hürriyeti tanimayacak kadar insafsiz ve bagnaz oluslarindan
kaynaklaniyordu. Müslüman olanlarin mallarina ve canlarina bir zarar
gelmemesi, filizlenmekte olan Islâm davâsina acimasiz bir balta
vurulmamasi açisindan gizli davete gerek duyulmustu. Bu safhada Hz.
Peygamber faâliyetini genellikle davet merkezi edindigi Dâru'l-Erkam'dan
yürütmüstür. Burasi ilk iman edenlerden el-Erkam b.
Ebi'l-Erkam'in* Kâbe karsisinda Safâ tepesi yamaçlarindaki
evi idi. Ilk müslümanlardan bir çogu Islâm'i burada kabul
etmisler, Hz. Peygamber'in egitimine burada mazhar olarak Islâm'in essiz
esaslarini ruhlarina ve hayatlarina burada naksetmislerdi. Hz. Peygamber burada
Islâm davâsina gönül baglayarak mallarini ve canlarini bu
hak davâ ugrunda fedâdan çekinmeyen sâdik, vefâli
ve ihlâsli bir kadroyu olusturmakla mesgûldü. O, biliyordu ki böyle
bir kadro olmaksizin Islâm davâsinin ortaya çikip yayilmasi mümkün
degildir. Bu bakimdan Hz. Peygamber'in bu devredeki icraati ashabini birbirine
kenetlendirmis ve aralarinda mükemmel bir baglilik olusturmustu.

Iste Hz. Peygamber Islâm davâsi etrafinda böyle bir kadro
olusturduktan sonra peygamberligin dördüncü yilindan itibâren
Islâm'i açik açik teblig etmeye basladi. Kureys müsriklerinin
Islâm'i engellemek için basvurduklari çok çesitli çareler,
Hz. Peygamber'e ve Islâma samimiyetle bagli kadro elemanlarina engel
olamiyordu. Bu arada Mekke müsrikleri özellikle korunmasiz müslümanlara
insaf ve vicdana sigmayan eziyet ve iskencelerde bulundular. Bu iskenceler
karsisinda Hz. Peygamber, isteyen müslümanlarin Habesistan'a
gidebileceklerini belirtip hicret izni verince, nübüvvetin bes ve
altinci yillarinda müslümanlardan birer grup I. ve II. Habes
hicretlerini gerçeklestirdiler. Mekkeli müslümanlarin böylece
Mekke hâricine Islâm'i tasimalari, müsriklerin hinç ve
kinini artirmisti. Ama Cenâb-i Hakk'in yardim ve inâyeti
sebebiyledir ki Islâm'a gösterilen bu düsmanliklar bile hak
dinin yayilmasina yardimci oluyordu. Meselâ azili müsriklerden Ebû
Cehil'in bizzat Hz. Peygamber'e yaptigi sözlü ve fiili bir satasma,
Kureys arasinda sahsiyeti ve kuvvetiyle büyük bir itibâra sahip
olan Hz. Hamza'nin müslüman olmasini sagladi. Ardindan Mekke idare
meclisi Dâru'n-Nedve'de alinan Hz. Peygamber'i öldürme kararini
uygulamak için harekete geçen güçlü sahsiyet Ömer
b. el-Hattâb, Hz. Peygamber'i öldürmek üzere O'nu ararken
aslinda ayaklari onu hidâyete sevkediyor ve Ömer'in gücü
Islâm saflarina yeni bir heyecan ve sevk katiyordu. Arka arkaya Hz.
Hamza'nin ve Hz. Ömer'in müslüman olmalari, Kureys müsriklerinin
gözünü bir süre yildirmis, artik müstümanlara
dokunamaz olmuslardi. Iste bunu izleyen günlerde Habes muhâcirlerinden
bir kismi Mekke'ye geri döndü. Ancak bu sirada müsrikler yeniden
siddete baslayip, cehâlet ve bagnazlikla baglandiklari ata dinlerini,
zulme dayali oldugu için Islâm'in ortadan kaldiracagi sahsî çikar
ve menfaatlerini, bâtil tahakküm ve zorbaliklarini kurtarabilmek için
akil almaz çarelere basvurmuslardi. Bu türden olmak üzere hem müslümanlar,
hem de müslümanlari koruyan Hâsimogullari, peygamberligin
yedinci senesi ile onuncu senesi arasinda tam üç yil devam eden bir
boykot ve muhâsaraya marûz kaldilar. Mekkeliler ne müslümanlarla,
ne de onlari koruyan Hâsimogullari ile hiç bir münâsebette
bulunmayacaklarina, her türlü iliskiyi keseceklerine, onlarla hiç
bir sekilde alis-veriste bulunmayacaklarina, oturup kalkmayacaklarina, kiz alip
vermeyeceklerine dair bir karar almis, bu karan yazdiklan sahifeyi Kâbe'nin
iç duvarina asarak dinî bir hüviyet de vermislerdi. Bu karara
muhâlefet eden, hem vatana, hem de dine ihânet etmis sayilacak ve en
agir sekilde cezalandirilacakti. Mekkeliler tarafindan üç yil süreyle
ve titizlikle uygulanan bu karar, elbette müslümanlara sikintili, güç
günler yasatmistir. Peygamberligin onuncu yilinda bu karar iptal edilip
boykot ve muhâsara kaldirildigi vakit müslümanlar pek ziyade
sevinme imkâni bulamadilar. Çünkü çok geçmeden
Hz. Peygamber iki büyük yakinini, amcasi Ebû Tâlib'i ve
esi Hz. Hatice'yi üç gün arayla ardi ardina kaybetti. Rasulullâh'in
üiüntüsüne müslümanlar da katildilar ve bu seneye
Hüzün yili* adini verdiler. Özellikle Ebû Talib'in vefati,
Hz. Peygamber'in Mekke'de Islâm'i teblig etmesini bir hayli güçlestirdi.
Çünkü Ebû Tâlib'in sagliginda Mekkeliler Ona hürmet
duyduklari için himayesine aldigi yegenine dokunmuyorlardi. Simdi bu
himaye ortadan kalktigi için Hz. Peygamber her yerde satasma ve
engellemelerle karsilasiyordu. Böyle bir ortamda Islâm'i teblig etmek
âdeta imkânsiz hâle geldiginden Hz. Peygamber, Islâm'i
kabullenecek yeni bir kitle aramaya basladi. Bu sebeple de azadli kölesi
Zeyd b. Hârise ile birlikte bir gün gizlice Tâif'e gitti. Ancak
dolayli akrabalarindan olan reislerinden gördügü alayli ve
acimasiz muâmele Hz. Muhammed'in derhal Mekke'ye geri dönmesini
gerekli kildi. Hz. Peygamber sehirden gizlice çikmisti. Sayet bu durum
Mekkelilerce ögrenilmisse onun gidisi ülke disina kaçma olarak
degerlendirilebilir ve kendisi siyâsi suçlu sayilabilirdi. Bu düsüncelerle
Hz. Peygamber sehre ancak bir emân ve himâye altinda girmek
gerektigine kanâat getirerek müsriklerin ileri gelenlerinden Mut'im
b. Adî'nin himâyesini sagladi ve onun korumasi altinda sehre girdi.

Yillar boyu Mekkelilerin Islâm'a karsi gösterdigi kin; düsmanlik
ve engellemeler, üç yil süreyle devam eden ve insafsizca
uygulanan toplumdan dislanma ve muhâsara olayi, ardindan Ebû Tâlib'in
ve Hz. Hatice'nin vefatlari dolayisiyla Hz. Peygamber'in himayesiz kalmasi ve
Mekkelilerin satasmalarina mâruz kalmasi, bunu tâkiben de Tâif
halkinin horlayici tavn, her ne kadar Allah Rasûlünün ümit
ve azmini kiramamis, davet sevk ve istiyakini azaltamamis ise de, süphesiz
bir beser olarak O'nu üzmüs ve rencide etmisti. Iste böyle bir
durumda Hz. Peygamber'i sevindirecek ve Kur'an'dan sonra en büyük mûcizelerinden
biri olan bir mucize meydana geldi. Cenâb-i Hak, Rasûlünü
teselli etmek, bunca gördügü düsmanliklara ragmen gösterdigi
sabir ve sebat dolayisiyla O'nu taltif edip lütuf ve ikramda bulunmak üzere
katina çagirdi ve Hz. Peygamber'in Isrâ ve Mirâc mûcizesi
gerçeklesti. Bir gece vakti Hz. Peygamber, bir an ifade edilebilecek çok
kisa bir zaman dilimi içinde önce Mekke'den Kudüs'e gitti.
Oradan da göklere yükselerek Rabbinin huzuruna çikti; dünya
ötesi âlemi, Cennet ve Cehennem'i müsahede etti. Böylece rûhen
takviye görmüs, Rabbi tarafindan mükâfaatlandirilmis olarak
tekrar ayni anda Mekke'ye döndü.

Bu olaydan sonra Hz. Peygamber (s.a.s) Islâmî tebligine yine
devam ediyordu. Fakat Islâm'in kitlesi olacak zümreyi arayisi
genellikle Mekke'ye dis kabilelerden hac, umre veya ticaret gibi maksatlarla
gelen yabancilar arasinda oluyordu. Önceleri bu tesebbüsü bazen
olayli, bazen sert, nâzik, veya mütereddit, ama hep menfi bir tavirla
karsilaniyordu. Ancak nübüvvetin onbirinci senesinde Medine'nin Hazrec
kabilesinden alti kisi Akabe adi verilen yerde Hz. Peygamber'le karsilasip kisa
bir görüsmeden sonra O'na iman ettiler. Bu alti Medineli, sehirlerine
dönüste Hazrec ve Evs kabileleri arasinda Islâm'i yaydilar.
Ertesi senenin hac mevsiminde ikisi Evsli, onu Hazrecli oniki kisilik bir heyet
yine Akabe'de Hz. Peygamber'le bulusup O'na bey'at ettiler. I. Akabe bey'ati
olarak tarihlere geçen bu görüsmenin akabinde Hz. Peygamber,
Islâm kadrosunun ilk elemanlarindan Mus'ab b. Umeyr'i davetçi
olarak Medine'ye gönderiyordu. Mus'ab'in Medine'de bir yil süreyle
yaptigi faâliyet öylesine verimli olmustu ki Islâm'in
bahsedilmedigi ve girmedigi bir ev hemen hemen kalmamisti ve Medineliler, Allah
Rasûlünü sehirlerine buyur edip O'nu koruma konusunda her
tehlikeyi göze alacak bir kivâma erismislerdi. Peygamberligin onüçüncü
yilinda Medine'den gelen daha kalabalik bir heyet Akabe'de Hz. Peygamber'le bir
gece vakti gizlice bulusup II. Akabe Bey'ati'ni gerçeklestiriyor ve
sehirlerine göç ettigi takdirde Hz. Peygaber'i ve Mekkeli müslümanlari
mallari ve canlarini koruduklari gibi koruyacaklarina and içiyorlardi.
Iste bu and ve karsilikli söz vermelere Islâm tarihinde "Akabe
bey'atlari * " adi verilmistir.

HICRET VE ISLÂM DEVLETI:

Mekkeliler bu görüsmeleri haber aldiklari zaman baslatilan yeni
baskilar, müslümanlara hicret kapilarini açti. Hz. Peygamber'in
izni ile Ashâb-i kirâm gruplar halinde ve çogunlukla gizlice
sehri terkedip Medine yolunu tuttular. Artik sehirde Hz. Peygamber ve ailesi,
Hz. Ali, Hz. Ebûbekir ve ailesi ile hicrete imkân bulamamis
olanlarla yakinlari veya akrabalari tarafindan hicretleri engellenmis kimseler
kalmisti. Müslümanlarin Medine'de toplanarak zinde bir güç
olusturmalari, Mekkelileri ürküten ve korkutan bir husus olmustu. Bu günlerde
sik sik olaganüstü toplantilar yapan müsrikler, gizli bir
celsede, karsilasilan bu zor problemi çözme yollarini aradilar. Yegâne
kurtulus yolu olarak Hz. Muhammed'in öldürülmesi görüldü.
Kararlastirilan komplonun icrâsi için hazirliklar yapilirken Cebrâil
(a.s) vâsitasiyla durumdan haberdâr olan Hz. Peygamber de hicret için
hazirliga koyuldu ve hicrette kendisine yol arkadasligi yapacak Hz. Ebûbekir'le
önceden hazirladigi plân geregince geceleyin Mekke'yi terketti. Uzun
ve zaman zaman tehlikeli geçen yorucu bir yolculuktan sonra 8 Rebiulevvel
pazartesi günü Medine'nin banliyösü Kubâ köyüne
geldigi zaman Ensâr ve Muhâcirûn'un O'nu karsilamasi son
derece heyecanli ve içten olmustu. Hz. Peygamber bu köy halkinin
ricasi üzerine burada bes gün istirahat etti ve bu kisa istirahati
sirasinda bilfiil kendisi de çalisarak bir mescid insâ ettirdi. Kubâ'ya
gelisinin besinci günü sabahleyin buradan ayrilarak Medine sehrine yöneldi.
Günlerden cuma idi. Ögle vakti Rânunâ adli mevkiye
gelindigi vakit Hz. Peygamber burada durdu; ilk cuma hutbesini îrad etti
ve ardindan ilk cuma namazini kildirdi. Sonra yoluna devam etti. Sehirde bir
bayram havasi vardi. Büyük küçük herkes yollara dökülmüs,
coskun bir tezâhürât, sevgi ve saygiyla Hz. peygamber'i
karsiliyor, sehirlerine ve evlerine buyur ediyordu. Hz. Peygamber hiç
kimsenin davetini reddetmis olmamak ve hiç kimseyi kirmamak için
uygun bir çare buldu ve üzerinde hicret ettigi devesi Kasvâ
kendi hâline birakildi; devenin çöktügü yere en
yakin evde Hz. Peygamber misafir olacakti. Deve, sehrin orta tarafinda iki yetim
çocuga ait bos bir arsada çöktü ve Hz. Peygamber
kendisine ait hâne-i saâdetleri insâ edilinceye kadar buraya
evi en yakin olan Ebû Eyyûb Hâlid b. Zeyd el-Ensârî
Hazretlerinin evinde misafir kaldi.

Böylece Hz. Peygamber'in hayatinda ve davet faâliyetinde yeni bir
dönem, Medine dönemi baslamis oluyordu. Medine'de Hz. Peygamber, Islâm'a
kucak açmis büyük bir kitleye kavusmustu; Islâm'in
bagimsizligi ve hâkimiyetini ilân edecegi bir vatana da sahipti.
Artik yapilacak sey, bu vatan sathinda Islâm cemâatini
teskilatlandirmak, insanlarin birbirleri ile olan münâsebetlerini hak
ölçüleri içerisinde düzenlemek ve hakkin hâkimiyetini
saglayarak etrafa yaymakti. Bunun için de bir devlete ihtiyaç
vardi. Peygamber Efendimiz bu ihtiyaci gayet iyi bildiginden, artik Medine'ye
hicretin ilk günlerinden itibâren O'nun davet merhaleleri arasinda "devletlesme
diye adlandirdigimiz safhayi gerçeklestirmek üzere çaba
sarfetti. Kurulus günlerini yasayan Islâm devleti'nin idâre
merkesi, htikümet binasi, harp karargâhi vs. gibi çok önemli
hizmetler verecek olan Mescid'i insâ etti. Mescide bitisik olarak bina
edilen suffa, Islâm cemâatinin bütün Islâmî
meselelerde egitildigi ve gerekli bilgilerin ögretildigi önemli bir
egitim-ögretim müessesesi oldu. Bu siralarda okunmaya baslanan ezan,
sadece namaz vaktinin geldigini bildiren bir ilân degil, ayni zamanda Islâm
hâkimiyetini âleme haykiran bir sembol ve siâr idi. Komsu
devletlerle münâsebetlerin tanzimi için henüz hicri
birinci senede ilk sinir tespiti gerçeklestirilmis ve bu sinirlar içerisindeki
müslümanlarin gücünü belirleme açisindan Hz.
Peygamber'in emri üzerine nüfus sayimi yapilmisti. Ensâr'dan bir
kisi ile muhâcirûn'dan bir kisinin bir araya getirilerek Islâm
toplulugunun ikiser ikiser kardeslestirilmesi ameliyesi demek olan muâhât
*, baska bir çok faydalari yanisira Islâm devleti'nin asil unsurunu
olusturan müslümanlar arasinda tam bir kaynasma ve dayanisma
sagliyordu. Yine ayni senede hazirlanan anayasa, müslümanlari oldugu
kadar Medine'de bulunan müsrikleri ve Yahudileri de kapsamina alarak Hz.
Peygamber'in devlet baskanligini bu gayri müslim azinliklara da kabul
ettiriyor ve ayni ülkede yasayan vatandaslar olarak bu insanlar Islâm'in
hakimiyet ve korumasi altina alinarak devlet açisindan güvenligin
saglanmasi hedefleniyordu.

Kaynak: Islam tarihi


    Forum Saati Paz 16 Ara. 2018, 15:45