WEP ARISI SİTEMİZE HOŞGELDİNİZ

WEP ARISI SİTEMİZE HOŞGELDİNİZ

***Wep Arısı Arı Bir Sitedir. Wep Arısı Gerçek Düşünçeyi Yansıtan Sitedir***


Kur'an'ı yüzünden değil yüreğinden okumak

Paylaş
avatar
Beautiful

Mesaj Sayısı : 151
Points : 32093
Reputation : 7
Kayıt tarihi : 07/12/12
Yaş : 38

Kur'an'ı yüzünden değil yüreğinden okumak

Mesaj tarafından Beautiful Bir Çarş. 30 Ocak 2013, 03:43


Mustafa İslamoğlu

30 Ağustos 2009 Pazar

Kur'an'ı yüzünden değil yüreğinden okumak

Ramazan'ın
şanındandır. Her mahallede mukabele okumaları başlayacak. Cıvıl cıvıl
bir Kur'an iklimi saracak her yanı. Şeytanlar bağlanacak. Şeytanlar ki
sürüsü bir para; görüneni, görünmeyeni. İnsan suretlisi, kravatlısı,
papyonlusu, medyalısı, gazetelisi, sivili, resmisi, resmi hizmete mahsus
olanıyla her tür şeytan.
Halkımız,
Kur'an'ı yeni öğrenmeye “yüzünden okumak” veya “yüzüne okumak” adını
verir. Hoş ve isabetli bir ad. Yüzünden veya yüzüne okumak tavsifi,
öncelikle “ezberden okumayı” ayırmak için kullanılır. Öyle ya, ezberden
okuyan, yüzüne okuyandan daha mükbuldür. Tabiî ki yüzüne okumak da, hiç
okumamakla kıyaslandığında bir gelişmedir. Aslında hiç okumamanın da
gerisinde bulunanlar var. Onlar “Kur'an'ın canına okuyanlar”. En rezil
olanları da “Kur'an'a meydan okuyanlar”. Allah onların şerrinden emin
eylesin.
Kullananların
çoğu farkına varmasa da, aslında “yüzüne okumak” tabiri, anlamadan
okumanın en basit şeklini ifade eder. Peki, anlamadan ve satırdan
okuyanınki “yüzüne okumak” ise, ezbere okuyanınki nedir? Onunki yüzeysel
okumadır, derinliğine okuma değil. Zira Kur'an vahyinin ilk emri olan
“oku”, doğrudan anmayı içerir. Size biri “Oku, ama anlamasan da olur”
dese, yüzüne “ Sen iyi misin?!” dercesine şaşkın şaşkın bakmaz mısınız?
Peki,
böyle bir şeyi Allah der mi? Kur'an'ı “apaçık bir Arapça” ile
indirdiğini söyleyen Allah! Ki Arapça ile indirilmesi, anlaşılması için
insanların konuştuğu bir dille indirilmesi vurgusunu taşır. Kur'an'ı iki
de bir “mübin” sıfatıyla (hem açık ve anlaşılır, hem de açıklayıcı)
tavsif eden Allah... “Kur'an üzerinde hiç derin derin düşünmüyorlar mı?”
buyuran Allah... Kur'an'ı “Tefekkür eden bir topluma” ithaf eden
Allah... Sık sık “Ne kadar da azınız düşünüyor” diye tabir caizse sitem
eden Allah... Yunus suresinin 100. ayetinde “Aklını kullanmayanı pisliğe
mahkûm edeceğini” buyuran Allah...
Yüzüne
okuma tabiri bana hep Türkçemizdeki “yüzüne gülme” tabirini hatırlatır.
Sizin için iyi şeyler düşünmeyen biri, en azından sizinle samimiyeti
bulunmayan biri size tebessüm ediyorsa, bunu “yüzüme gülüyor” diye ifade
edersiniz. “Yüzden” olanlar, yürekten olmayanlardır. “Sathî yerine
uydurulan “yüzeysel” kelimesi de bu vurguyu taşır: Derinden olmayan,
sanki kazımaya kalksanız yerinde yeller esecekmiş gibi duran.
Kur'an'ı
yüzünden okumak da, Kur'an'ın yüzüne gülmek gibi bir şey. Kur'an'la
samimiyetini ilerletmek isteyen müminler, “mukabele” okuma işini, yüzüne
okumayla sınırlı tutamazlar. Düşünün ki, hanımefendiler her Ramazan
mukabele okuyorlar. Kimileri bu işi 10 yıldan beri, kimileri 20,30 hatta
40 yıldan beri yapıyor. Bunca senedir Kur'an'ın “yüzüne okuyan” bu
hanımlar bir türlü derinden okumaya teşebbüs etmiyorlarsa, Kur'an onlara
darılmaz mı yani, hep yüzüne güldükleri Kur'an'ın bir de içine,
yüreğine gülmüyorlarsa... Hep yüzünden tanıştıkları Kur'an ile
samimiyeti bir türlü ilerletemiyorlarsa... Yürekten tanışmayı
denemiyorlarsa...
Kur'an'ı
anlama çabası, onu “içinden okuma”, dahası, “yüreğinden okuma”
çabasıdır. Allah kelimelerin kalbine manaları indirmiştir. Kelimelerin
kalbine indirilen manalar mümin insanın da kalbine inmelidir. Bunun
için, Kur'an'ın yüzünden okumak yetmez. Ta ciğerinden okumak şarttır.
Kur'an'ın yüzüne gülene, Kur'an da yüzüne güler. Kur'an'ın yüreğine
gülene, Kur'an da yüreğinden güler.
Ağzını
açan anlaşılmayı ister. Gülün açması, bülbülün ötmesi, kuzuların
melemesi bile bir mesaj taşır. Yani “anlamanın” konusudur bütün bunlar.
Kâinattaki her sesin bir manası vardır. Peki, İlahi sesin manası olmasın
mı? Allah abesle iştigal etmekten münezzehtir. Kaldı ki vahiy bir
“tilavet kitabı” değil, bir “hayat kitabı”dır. Bu yüzden hayata
inmiştir. Onu değiştirmek için, kendi ifadesiyle muhataplarını
“karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için” inmiştir.
Kur'an'ın
aydınlığı, onu anlayan bir akla ve kalbe düşer. Düşünsenize bir, “Ben
anlamıyorum, ama yaşıyorum” demek nasıl bir garabettir? Sahabe-i kiram,
on ayet alırlar, onu iyice anlar, özümser ve yaşarlar, sonra bir on ayet
daha alırlarmış. Biz birbirimize sahabenin Kur'an karşısındaki bu ciddi
duruşunu anlatacağımıza, falancanın bir gecede Kur'an'ı kaç kez
hatmettiği türünden asılsız fasılsız menkıbeleri anlatıyoruz.
Dolayısıyla, Kur'an tasavvurumuz da “anlamaya ve yaşamaya” odaklı bir
tavavvur olmaktan daha çok “otomatik tekrara” dayalı bir tasavvur olup
çıkıyor.
Sonuç mu? Sonuç ortada: Kur'an, dünyanın en çok okunan fakat en az anlaşılan ve yaşanan kitabı olup çıkıyor.
Ramazan
mukabelelerini, Kur'an'ı hayata taşımak için bir vesile bilelim.
Binlerce, on binlerce evden yükselen Kur'an tilaveti, önce anlamayı
hedefleyen bir Kur'an kıratına dönüşsün, sonra da hayata. Binlerce, on
binlerce evden yalnızca Kur'an sedaları değil, bununla birlikte Kur'anî
bir hayat yükselsin. İşte asıl o zaman Ramazan gelir. Gelir ve hiç
gitmez. Gelir ve Kur'an'ın diriltici soluğunu alır getirir. Getirir de
bedenini ölü kalbini taşıyan bir tabut gibi gezdiren canlı cenazeleri
diriltir.

http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/Default.aspx?i=18349&y=MustafaIslamoglu

    Forum Saati C.tesi 22 Eyl. 2018, 10:38