WEP ARISI SİTEMİZE HOŞGELDİNİZ

WEP ARISI SİTEMİZE HOŞGELDİNİZ

***Wep Arısı Arı Bir Sitedir. Wep Arısı Gerçek Düşünçeyi Yansıtan Sitedir***


Kur'an-ı Kerim'in Tesbiti ve Korunması

Paylaş
avatar
Beautiful

Mesaj Sayısı : 151
Points : 32933
Reputation : 7
Kayıt tarihi : 07/12/12
Yaş : 38

Kur'an-ı Kerim'in Tesbiti ve Korunması

Mesaj tarafından Beautiful Bir Çarş. 30 Ocak 2013, 03:39


Kur'an-ı Kerim'in Tesbiti ve Korunması

Abdurrahman Çetin

[b]Kur'an-ı
Kerim, Yüce Allah tarafından, Peygamberimiz Hazret-i Muhammed
(sallallahu aleyhi ve sellem)'e vahiy yoluyla indirilmiş, mushaflarda
yazılmış, tevatür yoluyla nakledilmiş olan ve tilavetiyle ibadet edilen
eşsiz bir kelamdır.1


[b]Miladî 610'dan 632 yılma kadar, yaklaşık 23
yıllık bir zaman zarfında, bir çok sebep ve hikmete bağlı olarak, parça
parça indirilen Kur'an, büyük bir titizlik ve özenle tespit edilip
korunması sonucu, hiç bir değişikliğe uğramadan günümüze kadar
gelmiştir. Gayrimüslim bilginlerin tarafsız olanları bile, Kur'an'ın bu
özelliğini kabul ve itiraf etmişlerdir. Nitekim Batılı bir bilgin, 14.
yüzyıldan beri bozulmamış bir metin olarak, Kur'an'dan başka bir kitabın
bulunmadığını bildirirken2, bir başka bilgin de, insanın beklemeyeceği
bir titizlik ve mükemmeliyette, Kur'an'ın muhafaza edildiğini
söylemiştir.3


[b]İndirildiği devirden bugüne gelinceye kadar,
yüzyıllar boyunca, milyonlarca insanı kendisine hayran bırakan mukaddes
Kitabımız, acaba bizlere nasıl ulaştı? Nasıl oldu da, 14 asır boyunca
hiçbir değişikliğe uğramadan, günümüze gelebilen tek kitap olma
özelliğini kazandı?


[b]İşte bu sorunun cevabı, yazımızın konusunu teşkil etmektedir.


[b]Peygamberimiz,
Yüce Allah'tan, Cebrail aracılığı ile, kendisine indirilen ayetleri,
derhal bellemiş ve ezberlemiş olurdu. Nitekim bu husus Kur'an'da:
"Cebrail sana Kur'an'ı okurken, unutmamak için acele edip, onunla
beraber söyleme, yalnız dinle, doğrusu, o vahyolunanı kalbine
yerleştirmek ve onu sana okutturmak bize düşer" (Kıyame 75/16-17),
buyurularak Allah tarafından teminat verilmiştir. Bu bakımdan, Kur'an'ın
tamamını ezberleyen ilk hafız Peygamberimiz olmuştur.


[b]Efendimiz,
vahyi aldıktan sonra, "vahiy katibi" denilen ve Kur'an'ı yazmakla
görevli olan ashabından birisini çağırır, gelen ayetleri ona yazdırır ve
daha önce inzal edilenlerin neresine konulacağını da ayrıca bildirirdi.
Bu konuda Hazret-i Osman şöyle demiştir: "Peygambere, muhtelif
surelerden birine ait bir ayet nazil olunca, O, ilahî vahyi yazan
katiplerden birini çağırır ve ona şöyle derdi: 'Bu ayetleri, şu
hususların bahsedildiği süreye yaz'. Peygamberimizin yer tespitindeki bu
emri de yine vahye dayanmaktaydı. Bu bakımdan ayetlerin Kur'an içindeki
tertîbinin tevkîfî olduğu yani vahye dayandığı konusunda icma-i ümmet
hasıl olmuştur.


[b]Ayetler yazıldıktan sonra, hata olup olmadığını
muayene etmek için, katibe, yazdığını okumasını isterdi4. Bütün ayetler
O'nun huzurunda yazılır ve evine konulurdu. Bir nüshasını da vahiy
katipleri, kendileri için yazarlardı. Vahiy katiplerinin sayısının 40
kadar olduğu bildirilmektedir5. Bundan sonra ise Peygamberimiz, gelen
vahyi, müslümanlara okuyarak tebliğ ederdi.


[b]Peygamberimiz,
Kur'an'ın sağlam bir şekilde tesbit ve muhafaza edilmesi üzerinde
titizlikle duruyor; yazmanın yanında, müslümanlan Kur'an okumaya ve
ezberlemeye teşvik ediyor, hafızlara ayrı bir ilgi gösteriyordu. Bir
hadislerinde, Kur'an ehlinin, Allah'ın seçkin kulları olduklarını
bildiren Peygamberimiz, bir başka sözlerinde ise, hafız olup da Kur'an
okuyan kimsenin meleklerle beraber olduğunu bildirmiştir. Bunun yanında,
hafız olmayanların da, okudukları Kur'an'ın her bir harfi karşılığında
10 sevap kazanacakları, yine Peygamberimiz tarafından açıklanmıştır.


[b]Müslümanlar,
Peygamberimizin haber verdiği bu müjdelere layık olabilmek için, adeta
birbirleriyle yarışırlar; namazlarda ve namaz dışında çokça Kur'an
okurlar; okuduklarını da anlamaya ve uygulamaya çalışırlardı. Öyle ki,
Mescid'de Kur'an okuyanların, yükselen sesleriyle birbirlerini
yanıltmamaları için, Hazret-i Peygamber, seslerini biraz kısmalarını
istemişti. Aynı şekilde geceleri de, evlerden Kur'an sesleri yükselirdi.
İşte bu gayret içinde pek çok sahabî, gücü nisbetinde, Kur'an'ın
tamamını veya bir kısmını ezberlemeye çalıştı.


[b]Peygamberimiz, her
yıl Ramazan ayında, o zamana kadar, kendisine vahy edilmiş olan Kur'an
ayetlerini, Cebrail ile mukabele ederdi. Vefat edeceği seneye rastlayan
Ramazan'da, bu mukabele; yani Hz. Peygamberin Cebraille Kur'an'ın
tamamını okuyup hatmetmesi iki defa olmuştur6. İşte o zamandan beri;
camilerimizde ve bazı evlerde yapılan mukabeleler, bu uygulamanın bir
hatırası olarak devam edegelmiştir.7


[b]Kur'an-ı Kerim, işte bu çift
usulle, yani hem yazılmak hem de ezberlenmek suretiyle, Peygamberimizin
sağlığında tam ve sağlam olarak tespit edilmiştir. Ancak, bir cilt
halinde toplanmamıştır. Çünkü, O'nun vefatına çok az bir zaman kalıncaya
kadar vahiy devam etmiştir. Ayetler, geliş sırasına göre dizilmediği ve
bazı ayetlerin neshedilme ihtimali olduğu için de, gelen vahyi peşpeşe
ve bir araya yazmak mümkün olmamıştır. Hepsinden önemlisi, Kur'an'ın bir
cilt halinde toplanmasına ihtiyaç duyulmamıştır. Zira pekçok müslüman,
onu hem ezbere biliyor, hem de yazılı nüshalarına sahip bulunuyordu.
Üstelik Peygamberimiz başlarında idi; herhangi bir ihtilaf olursa, gidip
O'na danışabilirlerdi. Bunun yanında, vahyin tamamlanması ile, Hazret-i
Peygamberin vefatı arasında geçen zaman, Kur'an'ın bir cilt halinde
toplanmasına yetecek kadar da değildi.


[b]Hazret-i Ebûbekir
halifeliğe seçildikten sonra, bazı bölgelerde görülen ayaklanmaların
bastırılması sırasında, hafızlardan bir kısmı şehid oldu. Böylesi
olaylar sonucunda Kur'an'a herhangi bir zarar gelebileceği endişesiyle
Hz. Ömer, Halifeye başvurarak, Kur'an'ın bir cilt halinde toplanmasını
teklif etti; Halife Ebûbekir, Peygamberimizin başkatibi durumunda olan
ve Cebrail ile yaptığı son iki mukabelede hazır bulunan Zeyd b. Sabit
başkanlığında bir komisyon kurdu. Bu komisyon, ciddî ve dikkatli bir
çalışma sonunda, Kur'an'ı bir cilt halinde topladı. Bütün ashabın
oybirliği ile kabul edilip kesinleşen bu Mushaf, Halifeye teslim edildi
ve buna "imam Mushaf" adı verildi!8».


[b]İkinci Halife Hazret-i Ömer
ve üçüncü Halife Hazret-i Osman devirlerindeki fetihler sebebiyle,
İslam toprakları genişlemiş ve pek çok insan, müslüman olmuştu. Bu
büyümenin neticesinde de, merkeze çok uzak olan bazı bölgelerde,
Kur'an'ın bazı kelimelerinin okunuşuna dair ihtilafların çıktığı haberi
gelince, Hazret-i Osman, derhal gerekli tedbiri aldı: Yine Zeyd b. Sabit
başkanlığında bir heyet kurarak, Mushaf'ı çoğaltmalarını istedi.
Hazret-i Ebûbekir zamanında toplanan "İmam Mushaf" esas alınarak,
yeterli sayıda yeni mushaflar yazıldı ve önemli merkezlere birer tane
gönderildi. Bu mushaflarla birlikte, halka Kur'an öğretmek üzere, usta
Kur'an öğretmenleri de o şehirlere gönderildiler. Böylece ihtilaflar
büyümeden önlenmiş oldu. Hazret-i Osman'ın yaptığı bu işi, ashab çok
yerinde bir hareket olarak görmüş; kendi ellerindeki nüshaları bu
mushaflara göre tashih etmişler ve bu mushaflar üzerinde ashabın ve
tabiinin icmai tekarrur etmiştir. Nitekim Hazret-i Ali:


[b]"Allah,
Osman'a rahmet eylesin. Eğer ben halife olsaydım, mushaflar hususunda
onun yaptığını yapardım" diyerek, bu hareketi benimsediğini açıkça ifade
etmiştir.


[b]Bir süre sonra da, Kur'an'ın kolayca okunmasını sağlayacak hareke, nokta ve diğer işaretler, tedricî olarak konulmuştur.


[b]Müslümanların,
Kur'an'ın muhafazasıyla ilgili bu gayretleri, yüzyıllar boyunca
eksilmeden devam etmiştir. Bugün de olduğu gibi, her devirde, Kur'an
öğretiminin yapıldığı binlerce okul açılmıştır. En güzel yazılarla
yazılıp süslenmiş ve pek çoğu birer sanat şaheseri olan el yazması
mushaflar; Kur'an için yapılmış en güzel tezhibler, ciltler, mahfazalar
ve rahleler, hep bu gayretin ve Kur'an sevgisinin ürünleridir.


[b]Müslümanlar,
özenle yazdıkları mushaflarla Kitaplarına sahip çıkarken, Kur'an için
ayrı bir güvenli yol olan ezberleme işini de ihmal etmemişlerdir.
Üstelik bu ezberleme işi çok sıkı tutulmuş ve sağlam bir esasa
bağlanmıştır. Buna göre, Kur'an'ı ezberleyen kimseye bir diploma, eski
adıyla icazetname verilir. Her üstad öğretmen, kendisi tarafından
verilen bu diplomada, öğrencisinin yalnız kıraatının doğruluğunu değil;
aynı zamanda, kendi istadından öğrendiği kıraata uygun olduğunu ve kendi
üstadının da üstadından bunu böyle okuduğunu ve öğrencisine öylece
öğrettiğini zikrederek, bu üstad öğretmen zinciri ta Peygamber
efendimize kadar dayanır.


[b]Özetle söylemek gerekirse, Kur'an'ı
Kerim, Yüce Allah tarafından Peygamberimize nasıl gönderilmişse, öylece
kalmış ve hiç bir değişikliğe uğramadan günümüze kadar gelmiştir.
Kur'an'ın sureleri, ayetleri, kelimeleri, harfleri ve hatta harekeleri
bile sayılıdır; ilave veya çıkarma yahut değişiklik yapmak mümkün
değildir. Vahy olunduğu aslî lisanıyla hem yazılarak, hem de
ezberlenerek muhafaza edilebilmiş yegane kitap odur. Aslında Yüce Allah,
kendi Kitab'ının koruyuculuğunu bizzat kendisi üstlenerek, bu konuda şu
teminatı vermiştir: "Kur'an'ı Biz indirdik, Bizi Onun koruyucusu da
elbette Biz'iz" (Hîcr 15/9).


[b]Dipnotlar :1. Zurkanî, Muhammed
Abdülazîm, Menahilü'l-irfan, 1,19 (Mısır ts.) 2. William Muir. Bkz:
Bashir Kwaw Swanzy, Kur'an vahyinin 1400. yıldönümü, trc: Hamz'a Küçük,
Nesil Dergisi, C. IV, sayı 47-48, s. 19 3. Schvvally, die Sammiung des
qorans, II, 93'den, Dr. Subhî Salih, Mebahis fî ulümi'l-Kur'an, s. 89
(Beyrut 1979,11. baskı). 4. Prof. Muhammed Hamidullah, Kur'an-ı Kerim
tarihi, trc: M. Sait Mutlu, s. 43 (İst. 1965) 5. Bunlar için bkz:
İbnü'l-Kayyim Cevziyye, Zadü'l-mead, l, 29-30 (Mısır 1973, 3. baskı);
İbn Hacer Askalanî, Fethu'l-barî IX, 19 (Beyrut ts.); Ahmed Ya'kubî,
Tarîhu'l-Ya'kubî, II, 80 (Beyrut 1391, 3. baskı). 6. Buharî,
Fedailü'l-Kur'an, 7. 7. Doç. Dr. Suat Yıldırım, Kur'an-ı Kerim ve Kur'an
ilimlerine giriş, s. 62 (İst. 1983). 8. Bu konuda geniş bilgi ve kaynak
eserler için bkz: Dr. Abdurrahman Çetin, Kur'an ilimleri ve Kur'an-ı
Kerim tarihi, s. 91-102 (İst. 1982).
[/b][/b][/b][/b][/b][/b][/b][/b][/b][/b][/b][/b][/b][/b][/b][/b][/b][/b][/b]

    Forum Saati C.tesi 17 Kas. 2018, 04:49