WEP ARISI SİTEMİZE HOŞGELDİNİZ

WEP ARISI SİTEMİZE HOŞGELDİNİZ

***Wep Arısı Arı Bir Sitedir. Wep Arısı Gerçek Düşünçeyi Yansıtan Sitedir***


KUR'AN OKUMANIN ÖNEMİ VE DİNDEKİ YERİ

Paylaş
avatar
Beautiful

Mesaj Sayısı : 151
Points : 31088
Reputation : 7
Kayıt tarihi : 07/12/12
Yaş : 38

KUR'AN OKUMANIN ÖNEMİ VE DİNDEKİ YERİ

Mesaj tarafından Beautiful Bir Çarş. 30 Ocak 2013, 03:30

KUR'AN OKUMANIN ÖNEMİ VE DİNDEKİ YERİ



Kendilerine
kitap verdiğimiz kimseler kitabı hakkıyla okurlar. Çünkü onlar, o
kitaba güvenirler. O kitabı görmezden gelenler ise zarara uğrayanlardır.
(2 Bakara 121)

Bu ayette anlatılan kitap Allah tealanın
kitabıdır. Bu ayetten anlaşıldığına göre kitabı okumak ona güvenmekle
alakalıdır. Kitabı okumayan ona güvenmiyor yani inanmıyor demektir.
Çünkü çok ciddi iddialarda bulunan bir kişiyi dikkate almamak ona
güvenmemekle /inanmamakla ilgilidir. Kişinin Kur'an'ı Kerim'e yaklaşımı
onun imanıyla doğru orantılıdır. İman arttıkça Kur'an'a ilgi artar.
Çünkü Kur'an alemlerin Rabbinin sözüdür. Dünyadaki sıradan insanların
sözlerini bile çok merak eden insanlar Kur'an'a ilgisiz kalıyorlarsa onu
hakkıyla tanıyamamışlar demektir. Allah'ın kitabını önemsemeyenler
zarar edeceklerdir. Kitabı hakkıyla okumak demek; onu takip etmek,
gösterdiği yolda iz sürmek, ona uymak demektir. Tabi ki uymak için
anlamak lazımdır. Günümüzde çoğu insanın yaptığı gibi sevap kazanmak
için anlamını bilmeden Kur'an'ı Arapça orijinalinden okumak onu hakkıyla
okumak değildir. Kur'an'ı hakkıyla okumak demek onu anlamaya çalışmak
ve ayrım yapmadan her ayete kesin itaatle olur. İsterse bu ayet, onun
çıkarlarına veya düşüncelerine uygun gelmesin. Günümüzde müslümanım
diyen herkes Kur'an'ın Allah sözü olduğunu kabul eder. Fakat ona, işine
gelmeyen bir ayet okunduğu zaman onu kaale almaz. Veya çarpıtır. İşte
böyle yapanlar Kur'an'a güvenmiyor demektir.



Allah
mü'minlere gerçekten büyük ikramda bulunmuştur. Çünkü onlara içlerinden
bir elçi göndermiştir. O elçi Allah'ın ayetlerini (sözlerini) onlara
bildiriyor… (3 Al-i İmran suresi 164)

Elçinin görevi kendisine
bildirilenleri ekleme ve çıkarma yapmadan aynen insanlara aktarmaktır.
İnsanlar eğer o elçinin (peygamberimizin) getirdiği sözü (Kur'an'ı)
dinlemez ve itaat etmezlerse o elçiyi kabul etmemiş olurlar. Çünkü
elçinin getirdiğini dikkate almamak elçinin elçiliğini anlamsız kılar.
Yani "ben peygamber aşığıyım", "canım kurban olsun senin yoluna"
dedikleri halde elçinin getirdiği Kur'an'ı göz ardı edenler elçiyi hiçe
saymışlar demektir. Ve bütün iddiaları boşa gider. O açıdan bir kişi ben
peygambere inanıyorum, peygamberi seviyorum diyorsa onun getirdiğini
Kur'an'ı dikkate almalı, ona kayıtsız kalmamalıdır. Müslümanlık lafla
olmaz. Ben İslam dinindenim diyen kişi İslam'ın, insanın ve her şeyin
sahibi olan Allah'ın sözlerini (Kur'an'ı) dinlemelidir.



Ey
Muhammed de ki: "Ben, şu Mekke'yi kutsal kılan ve her şeyin sahibi olan
Allah'a kul olma emrini aldım. Ayrıca Müslüman olma ve Kur'an okuma
emri aldım. O halde kim (bunları yaparak) doğru yola gelirse bunları
kendi si için yapmış olur. Ben sadece uyarıcıyım." (27 Neml 91-92)

Bu
ayetlerde üç şey emredilmiştir. 1. Allah'a kul olma 2. Allah'ın
emirlerine teslim olma (Müslüman olma) 3. Kur'an okuma. İlk iki şart ise
ancak Kur'anı okuyup doğru anlamakla olur. Kur'an'ı anlamadan, Allah
tealaya kul olmak ve teslim olmaktan söz edilemez. Kur'an okumak
Rabbimizin en önemli emirlerindendir.



Ey
örtüsüne bürünüp yatan! Gecenin yarısında kalk ve ağır ağır (düşünüp
anlayarak) Kuran oku. (73 Müzzemmil 1) Bu ayette gecenin yarısında
kalkıp Kur'an'ı büyük bir ciddiyetle okumak emrediliyor. Bu emir
İslam'ın geldiği ilk günlerde verilmiştir. Çünkü yapılacak görev çok
ağır ve ciddi bir görevdi ve işin çok sıkı tutulması gerekiyordu.
Müslümanların Kur'an'ı çok iyi öğrenmeleri için bu ağır emir verilmişti.
Ve mü'minler bu emre hemen sıkıca sarıldılar. İlk günlerin zorluğu
geçince yüce Allah bu emri aynı surenin sonunda şu şekilde hafifletti:
"Gece ve gündüzün ölçüsünü koyan Allah'tır. Gece yarısında kalkıp Kur'an
okuma işine sürekli devam edemeyeceğinizi Allah bilir ve size
rahmetiyle yaklaşır. O halde Kur'an'dan kolayınıza geldiği kadarını
okuyun." (73 Müzzemmil 20) Bu ayette Kur'an okuma emri tamamen
kaldırılmamış, fakat Kur'an okumaya ayrılan zaman kişinin kendine
bırakılmıştır. Kişi içinde bulunduğu şartlara göre günde az veya çok
mutlaka Kur'an okumalıdır. Yani günde az veya çok Kur'an okumak Allah
tealanın emridir. Çünkü Kur'an dinin ana kaynağıdır. Din hayatın her
köşesinde olduğuna göre hayatımızın her gününde Allah'ın sözlerini
öğrenmeli ve hatırlamalıyız. Kulluk bilincimiz ancak bu şekilde canlı
kalır. Bir müslümanın buna her gün ihtiyacı vardır. Bir insan günde
birkaç ayet Kur'an öğrense birkaç yıl içinde Kur'anın tamamını
öğrenebilir. Bir toplumda bireyler Kur'an ile meşgul olurlarsa toplumda
Allah'ın istediği güzellikler hakim olur. Tabiattaki muhteşem denge
toplumsal hayatta da kurulmuş olur. Çünkü tabiattaki düzen ve kuralları
koyan da, Kur'an'daki ilkeleri koyan da Allah'tır. Tabiatın mükemmel
işleyişi bu kuralların işleyişine bağlıdır. Nitekim günümüzde Allah'ın
koyduğu doğal dengenin bozulmasıyla küresel ısınma gibi bozulmalar
ortaya çıkmıştır. İşte Allah'ın bireysel ve toplumsal hayatla ilgili
emirlerine uyulmazsa o toplumda da huzursuzluk ve bozulmalar mutlaka
yaşanır. O halde bir toplumdainsanlar Kur'an'daki ilkelere göre
hayatlarını düzenlerlerse o toplumda mükemmel bir ahenk oluşur. Tıpkı
evrendeki muhteşem ahenk gibi



Sana
vahyedilen Kur'an'ı oku; namazı kıl; muhakkak ki namaz, çirkinliklerden
ve yasaklanmış şeylerden insanı korur. Şu kesin ki Allah'ın kitabı en
büyük olanıdır. (29 Ankebut 45)

Bu ayette Kur'an okumak ile namaz
kılmak ayrı ayrı emredilmiştir. Günümüzde çoğu insan namaz kılmanın
Allah'ın bir emri olduğunu bilir fakat Kur'an'ı okumanın da Allah'ın
emri olduğunu hatta en büyük ibadet olduğunu bilmez. Kur'an'ı okumak
(anlamak) en büyük ibadettir. Çünkü biz dine ve kulluğa dair her şeyi
ondan öğreniriz.



Onlar Kur'an'ı tedebbür etmezler mi? Yoksa kalpleri üzerine kilitler mi vurulmuş? (47 Muhammed 24)

Bu
ayette geçen "tedebbür" kelimesinin anlamı; zihinde önceden var olan
-çevreden ve tabiattan elde edilen- bilgi ile Kur'an'ı karşılaştırmak
demektir. Buna göre yukarıdaki ayetin anlamı şöyle oluyor: "Onlar,
kendilerinde önceden var olan bilgilerle Kur'an'ı birlikte
değerlendirerek gerçeği bulmaya çalışmazlar mı?" Evreni yaratan da,
insanı yaratan da, Kur'an'ı gönderen de Allah olduğu için bu üçü
arasında asla uyumsuzluk ve çelişki olmaz.

Biz de Kur'an'ı
okurken bu üçü arasındaki ilişkiyi çok iyi kurmalıyız. İşte tedebbür
budur. Kur'an'ı, yaratılışımızda var olan özellikler ve tabiattan elde
ettiğimiz kazanımlar ile birlikte değerlendirirsek yanlış yorumlar
yapmayız. Din konusunda yapılan yanlış yorumlar, bu ilişkiyi iyi
kuramamaktan veya bu üçünden birini ihmal etmekten, yanlış anlamaktan
kaynaklanır.



Ey peygamber! Doğrusu bu Kuran
senin için ve insanlar için bir hatırlatma ve kesin bir bilgidir. Siz bu
Kur'an'dan sorumlu tutulacaksınız. (43 Zuhruf 44) Peygamberimiz de
Kur'an'a uymakla yükümlüydü. Aynı yükümlülük bizim için de geçerlidir. O
da bizim gibi kul idi. Fakat bir farkla ki; bize örnek gösterilmiş bir
kul. "O yüce bir peygamberdi, biz kim ona uymak kim" gibi düşünceler
yanlıştır. Peygamberimiz Kur'an-ı Kerim'de gösterilen yüce ahlak ve
kulluk ilkelerini hayatında somut olarak yaşamıştır. Bu yüzde ona
"yaşayan Kur'an" denmiştir. Bize düşen de Kur'an'ı anlayarak okumak ve
peygamberimizi örnek alarak tıpkı onun gibi Kur'an'ı hayatımızda
somutlaştırmaktır.



Kim Rahman olan Allah'ın
kitabına aldırış etmezse, onu bir şeytan kuşatır ve onun arkadaşı olur.
Nitekim onu yoldan çıkarır. Buna rağmen o hala doğru yolda olduğunu
sanır. (43 Zuhruf 36-37)

İnsanların çoğu "biz Kur'an'ı anlamayız"
gibi bahanelerle Kur'an'dan uzak kalır, aldırış etmez, görmezden gelir,
Kur'an'a karşı soğuk durur. Kendine rehber ve yol gösterici olarak
Kur'an'ı seçmeyen böylelerine başkaları yol gösterir. Arkadaş edindiği
kişi zamanla onu yoldan çıkarır. Fakat o bunun farkına bile varamaz,
hatta kendini doğru yolda sanır. Çünkü şeytan doğru yolun üzerinde
oturur ve insanları buradan döndürmeye uğraşır. Yani şeytan bizim
yanımıza kötü iş yapacağımızda değil hayırlı işler yapacağımızda gelir
ve bizimle mücadele eder. Yanlış yapanlarla şeytanlar niye uğraşsın ki?
Çünkü onlar zaten kendi yoldaşlarıdır. Bazı insanlar da insanlara dini
söylemlerle koyu bir dindar olarak yaklaşır. İbadet ederler, islami
kavramlar kullanırlar, hatta Kur'an'ı ezbere bilirler. Fakat Kur'an'ı
anlamaya çalışmazlar veya anlamak istemezler. Hayatlarının merkezine
Allah ve Allah'ın kelamı Kur'an yerine başka kitap veya insanları
koyarlar. Bazı iyi niyetli insanlar da (Kur'an'ı bilmedikleri için)
bunlara uyarlar. Bu insanlar çok samimi ve iyi niyetli olabilirler.
Fakat din konusunda niyetin iyi olması tek başına yeterli değildir.
Allah'a kulluk ederken Allah'ın gösterdiği yöntemlerin dışına
çıkılmamalıdır.

Yanlışı herkes kolayca fark eder ve açıkça
yanlışa davet edenler insanlar tarafından pek kabul görmezler. Fakat
doğruyla karışmış yanlışı herkes fark edemez. Bunu ancak Kur'an'ı
hakkıyla okuyanlar ve aklını çalıştıranlar fark eder. İşte yukarıdaki
ayette dikkat çekilen husus budur. Bir kişi Kur'an'ı dikkatle okumazsa,
ona aldırış etmezse şeytan onu çok kolay saptırır. Bu gibi yanlışlıklar
genelde bir fikri veya bir kişiyi sorgulamadan kayıtsız şartsız kabul
etmekle başlar. Bir kişiyi eleştiriye kapattığınız anda yanlışlar başlar
ve o yolun sonu şirke kadar varabilir. Bizim sorgulanamaz tek
kutsalımız Kur'an'ı Kerim'dir. Çünkü Kur'an yüce Allah'ın sözüdür ve
bunun binlerce delili vardır. Biz duygularımızla veya varsayımlarla
değil aklımızı kullanarak bu sonuca varırız. Kur'an'ı iyi bilen bir kişi
–aklını da kullanırsa- kolay kolay yanlış işler yapmaz ve yanlış
akımlara kapılmaz. Allah aklını kullanmayan insanları sevmez. Bir ayette
şöyle buyurulmuştur: "Allah, aklını kullanmayanları pislik içinde
bırakır." (10 Yunus 100) Buradaki kastedilen pislik küfür ve şirktir. Bu
pisliklerden ancak aklını kullananlar kurtulur. Özetle Kur'an'ı dost
edinen Allah'ın sevgisini kazanır. Kur'an'a aldırış etmeyen kişi
şeytanın dostluğuna davetiye çıkarmış olur. "Kimin arkadaşı şeytan
olursa, o arkadaşların en kötüsüne düşmüş demektir." (4. Nisa 38)




Benim Kitap'ımdan yüz çeviren bilsin ki onun sıkıntılı bir dünya
hayatı olur ve kıyamet günü de onu kör olarak diriltiriz. O zaman:
"Rabbim! Beni niçin kör olarak dirilttin, oysa ben dünyada gören bir
kimseydim" der. Allah da: "Ayetlerimiz sana gelmişti de sen onları
unutmuştun, önemsememiş, ilgilenmemiştin. Bugün de seninle kimse
ilgilenmeyecek, önemsemeyeceksin" der. İşte haddi aşanları, Rabbinin
ayetlerine güvenmeyenleri böyle cezalandıracağız. (20 Taha
124-125-126-127) Kur'an-ı Kerim'deki evrensel prensiplere uymayanlar
mutlu olamazlar. Çünkü insanı yaratan Allah'tır. Ve nelerin insanı mutlu
edeceğini, nelerin ona zarar vereceğini en iyi o bilir. Allah teala
şöyle buyurmuştur: "Yaratan yarattığını bilmez mi?" (67 Mülk 14) Onun
için hayatlarının merkezine Allah'ın kitabını değil de başka şeyleri
koyanlar mutluluğu asla tadamazlar. Böylelerinin ahiretteki durumları
ise daha da acıklı olacaktır.



Prof. Dr. Abdulaziz BAYİNDİR

    Forum Saati Salı 17 Tem. 2018, 05:44